Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Sosyalistler krizlerden yanlış ders çıkarıyor
17-11-2013, 00:21
Mesaj: #1
Sosyalistler krizlerden yanlış ders çıkarıyor

 
Ülkemiz, 1980 sonrasında uluslararası düzeyde 1989, 1996-98 ve 2007 krizini gördü, Türkiye düzeyindeyse 1993 ve 2001 yılında sarsıldı. Dışarıda 2007, içerideyse 2001 krizi, tarihin kaydettiği en sarsıcı şoklar arasında yer aldı. 
 
Bu beş kriz, bence yakın tarihli olmaları, büyük olmaları ve gündelik hayatı belirgin şekilde değiştirmeleri gibi faktörler üzerinden "sol kriz öncesinde ve kriz esnasında ne yapar?" tartışması yapmak için fazlasıyla yeterli malzeme sağlıyor. Nereden başlamak gerekir?
 
Türkiye solunun çocukluk ve gençlik dönemini geride bıraktığı 1980'lerin ortalarından beri biraz okuyan ve düşünen ortalama bir solcu az veya çok şu temel hatlar konusunda bir fikir sahibidir: 
 
- Türkiye'de kapitalizm hakim üretim biçimidir ve tekelci karakterdedir. 
 
- Son otuz yılda mali sermayenin hakimiyeti, ekonominin ve hatta günlük hayatın her noktasına işlemiştir, 
 
- Eşitsiz gelişmiş bir üretim tarzı, kitlelere vaadettiği yaşam tarzıyla yapısal sorunlarının arasında kalır ve sıklıkla kriz üretir.
 
- Siyasi sistemin kapitalizmin uzun vadeli çıkarlarını gözetebilme kapasitesi düşüktür. Siyasi temsilciler tekellerle ve kısa vadeli çıkarlarla fazla içli dışlıdır. Dolayısıyla kaynaklar, yapısal sorunların çözümüne değil, paranın hızlı dönüp "bereket" yaratacağı noktalara yönlendirilir.
 
- Dünyada ticari aktivite patlarken Türkiye, yüksek teknolojili tüketim ve hemen tüm sermaye malları ihracatında kategorik olarak devre dışı kalmış, dışa bağımlı hale gelmiştir.
 
- Türkiye, dış ticarette bu nedenle verdiği açığı dış sermaye akımlarıyla dengelemeye muhtaç bir düzene sahiptir.
 
- Dış sermaye akımları, 2009 yılı hariç olmak üzere içinde bulunduğumuz zamana kadar son on yıldır hep iktidarın lehine, daha önceki dönemlere göre "bol ve ucuz" durumdaydı.
 
- Büsbütün artan bağımlılık artık daha düşük ekonomik büyüme dönemlerinde bile daha yüksek sermaye girişi ihtiyacı yaratmakta, gelecek olan krizin boyutunu büyütmektedir. Zaten en büyük krizi (2001) finansal sistem olgunlaştıktan sonra yaşamış olmamız ibretliktir. O günden bu yana hane halkının borçluluğu neredeyse ona katlamıştır.
 
- AKP hükümeti, durumun farkındadır ve uluslararası sermaye hareketlerinde kayırılmaya devam etmek için emperyalizmin Ortadoğu politikalarında kâr merkezlerinin işini kolaylaştırıcı daha iddialı roller oynamaya isteklidir. Bunun için mevcut devlet aygıtının çarklarını zorlamaktan hatta yerinden çıkarmaktan çekinmediği görülmekte.
 
- Gezi ayaklanmasıyla, ve sonrasında başta Gülen tarikatı olmak üzere bazı müttefikleriyle olan ayrışma sürecinden anlaşıldığı kadarıyla, eskiyen, başbakanla özdeşleşen ve yıpranan hükümetin, politikalarını değiştirmeden bir iç yenilenmeye gitmesi için istek duyanlar hızla artmakta. Bu amaçla yaklaşmakta olan krizi - kontrollü hale getirmeye çalışarak - kullanmayı deneyeceği anlaşılıyor.
 
- Solun mevcut güçsüzlüğü veri alındığında, kirli politikalara devam etme peşindeki tekelci rejimin, yüz yenilerken tökezlemesi için pek az neden vardır.
 
 
Bu özet fikirler ışığında Türkiye'nin artan sermaye ihtiyacının bir noktada karşılanamaması veya bir tür ceza olarak siyasi düzlemdeki etkiyle kısılması, ağır sonuçlar yaratacak besbelli ki.Erdoğan hükümetinin bu sonuçlara göğüs geremeyeceği, AKP içi ve dışı muhalefetin emperyalizmle acil yeni uyum noktaları arayışına gireceği aşikar. AKP içi bir yetki devrinden ya da "piyasa dostu" bir CHP'den, veya "ulusal çıkar" peşindeki halk düşmanı bir koalisyondan söz ediyorum. 
 
Diğer taraftan mevcut Gezi sonrası siyasi atmosferde baskın muhalif düşüncenin "Erdoğan gitsin de gerisine bakarız" olduğu okunabiliyor. Halbuki "Erdoğan'ı yedirmeyeceğiz" diyenler, ucuza yedirmeyeceğiz demek istiyorlar. Yani dünya ekonomisinin 2014 ve sonrasında sarpa sarması ihtimali, alternatiflerin bugünden devreye sokulmasını, aceleyi siyasi israf, hatta bir felaket haline getirebilir. Hazır Erdoğan eskimişken, krize Erdoğan'lı girmek tercih edilebilir. Halbuki bugüne kadarki on yıl boyunca işini iyi yapmış bir sol hareket, krize Erdoğan'sız girmek ve Erdoğan sonrası makyajı dökmek için Gezi'nin Erdoğan karşıtı havasından yararlanabilir, iyimser olacak ama, CHP'yi tabandan kuşatarak tek seferlik geniş bir ittifaka zorlayabilirdi.
 
Bu kadar uzattıktan sonra gelelim esas önemli konuya: Şayet kriz kaçınılmazsa, ama Türkiye düzenininin krizi, hem yüz yenileme, hem de - yaşanan tüm önceki krizlerde olduğu gibi - emekçilerin başına patlatmak için kullanabilme kapasitesi yüksekse, solun yaklaşmakta olan krize nasıl bakması gerekir?
 
Solun mevcut bağımlılığı göstermesinin ve halkı-yoksulları-emekçileri bağımsızlığa davet etmesinin bazı sakıncaları bulunuyor. Bir kere kimsenin, hitap kitlesinin, emperyalizme siyasi ve ekonomik bağımlılık ve yarattığı kirlilik (insani, sosyal, ekonomik eşitsizlikler) konusunda cahil olduğunu düşünmeye, propogandayı bununla sınırlamaya hakkı yok.
 
İster önyargı deyin, ister yönlendirilmiş gözlem, kitlesel olarak bilinç altında şu düşünce güçlüdür: Dünyada mevcut kapitalist sistemden bağımsız kalmak anca baskıcı kapalı bir rejimde yaşama ve/veya daha eşitlikçi de olsa mutlak anlamda yoksul kalmayla sonuçlanacak bir sürece yol açar. Emperyalizm, bu korkunun yoksul kitleler nezdinde canlı ve taze kalabilmesi için elinden geleni yapmakta.
 
Bunun Türkiye'deki konjonktürel ve güçlü bir somutlaşması kabaca şöyledir:
'Bağımlı olmak, bir takım tatsızlık, risk ve sorunlara yol açar, evet ama, AKP'nin "bağımlılığı avantaja çevirme" modeli, sorunlu da olsa somut ve uygulanabilirdir, onu yıkarsak "bağımsızlık" ya da "pazarlıkçı bağımlılık" macerası felaketle sonuçlanacaktır.' Evet, kabaca böyledir, ve yine çok yüksek bir olasılıkla bu düşünce, kriz anında hızla darmadağın olacaktır. 
 
Bu düşünce, ancak krizde son bulabilecek bir "kerhen destek" ya da "kirli oy" mahkumiyetine yol açmaktadır. Bu noktada solcuların seslenmekte AKP tabanını mı yoksa CHP tabanını mı tercih edeceklerini tartışmak bir eğik düzlemde debelenme anlamına gelebilir. Nihayetinde "kirli oy", siyaseti toptan kirli bulan emekçi ağırlıklı bir kitlenin çıkar ve kendini koruma oyudur. Bu çoğu kez seçmenin kirli olması, kendini iktidarın suç ortağı sayması anlamına gelmez. CHP'nin kendi oyları ise hayalci hatta cahilane oylar olarak görülebilir. Ama bunun CHP için bir önemi yok, çünkü kendi kemik oyundan daha fazla oyu sırf "ana muhalefet" olması nedeniyle alan bir "partimsi"den bahsediyoruz... Bunu, AKP karşıtlığının sola açık olduğuna itiraz etmek için değil, AKP seçmeninin sola kapalı olduğuna itiraz etmek için kullanıyorum.
 
Yani sol, hitap kitlesinin kim olacağını, somut, alternatif olabileceği uzun, dışarıdan kolaylıkla algılanabilir ve yükselen bir siyasi çalışma yapmadan önsel olarak tartışamaz. Solun emekçi kökenli ve bağımsızlıkçı-halkçı bir cazibe yaratma ihtimali iktidarın kötülüğünü değil, kendisinin başka türlü yönetebileceğini gösterebildiği, kabul ettirebildiği ölçüde yükselebilir. Dolayısıyla, doğruları söyleyen veya "gerçekleri" bağıran solun ne derece etkili bir siyasi çalışma yaptığı, bugünkü koşullarda çok tartışmalı.
 
Şimdi alternatif düzen algısının nasıl yaratabileceğine gelelim. Teslim etmeliyiz ki "bunlar iki koyun güdemez" önermesi, başbakanın en güçlü ve etkili önermelerinden biridir. Farkındadır ki sık kullanır. Burada radikal olsun olmasın, muhalefetin neler becerebildiğinden bağımsız olarak, seçmenin ezici çoğunluğu tarafından nasıl algılandığını ön plana çıkarıyorum. Hoşa gitmez ama gerçektir; siyaset, sonuçta öznelerin yaptıklarıyla değil, yaptıklarının kendi tabanlarında ve sokakta nasıl algılandığıyla yürür.
 
On yıllık büyüme ve finansal derinleşme dönemi, iktidarın önceki Demirel-Çiller dönemiyle karşılaştırıldığında bugüne kadar egemen sınıf nezdinde şansının yaver gitmesiyle sonuçlandı. Ama en büyük fatura, yaklaşan ekonomik daralmanın artan mali bağımlılıklar nedeniyle çok daha yıkıcı olmasının garantilenmesi.

Peki yıkım başlayınca halk sola mı yönelecek? Yoksa tarihte solun güçsüz olduğu, üzerine düşeni yapamadığı hemen her örnekte rastlandığı gibi faşizm mi yükselecek? Solcuların ülke yönetiminde iddialı olabilmek için kalıcı referanslar yaratması şart. Hem de bugünden başlayarak. Çünkü bir kriz döneminde "biz demiştik" kitlelere iktidara aday olduğunu hissettirmeye yetmez.
 
Bu nedenle sol iktidar deyince hâlâ geniş yığınların aklına Karayalçın, Sözen, Erdal İnönü ve hatta Sarıgül geliyor. Nasılsa kriz gelecek, yönetenler yönetemeyecek diyenler, kendilerinin nasıl yönetebileceklerini de göstermek zorundalar...

Şirket ve kredi kartı batışlarının, daha öncekilerde görülmemiş hızda yükselen işsizliğin üzerine bu kez sivil faşist çete saldırıları, ırkçı saldırılar ve savaş şakşakçılığı gelirse bunun karşısında durabilecek olan tek faktörün toplumsal dayanışma örgütlenmesi olduğunu düşünüyorum. Ve böyle bir toplumsal dayanışma, geliyorum diyen kriz döneminden önce, bugünden başlanabilecek çalışmalarla ancak meşruiyet sağlayabilir. Aklıma somut olarak işçi-işsiz dayanışma sandıkları geliyor. İş kazalarına, haksız işten çıkarmalara, hukuk, sağlık, sağlıklı beslenme ve barınma sorunlarına müdahale edebilecek böyle sandıklar ancak yerel yönetimlerle ve/veya solun ortaklaşa projelerinin yerel yönetim adayları üzerinde baskı kurmasıyla gerçekleştirilebilir. Yerel yönetime aday olan solcular, ancak böyle ortak, taraflara sorumluluk yükleyen, sınırları belirlenmiş ve uzun süreli çalışmalarla seçimlerde başarı sağlayabilir.

Örnekler çoğaltılabilir, tartışılabilir, ama sonuçta sol, bunları şimdiye kadar tartışageldiği konulardan başka türlü tartışmış ve daha ciddi bir işe başlamış olur fikrindeyim. Ama, herkesin beceri ve kapasite olarak boyunun ölçüsünü alacağı, iç dengelerinin sarılsacağı bu tür ortak işlerin, üstelik Gezi sonrasına gelen bu yerel seçimler öncesinde bile, hiç konuşulmuyor oluşu benim onlara göre "başka bir dünyada" konuştuğumu gösteriyor gibi...

Olsun, susmaktan iyidir.
 

 

Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4209
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6572
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12184
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5091
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11353
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3608
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5361
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6382
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17779
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26666