Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Belçika Emek Partisi'nin yeni mücadele tarzı
19-10-2013, 19:39 (En son düzenleme: 31-10-2013 16:55 Erkin Özalp.)
Mesaj: #1
Belçika Emek Partisi'nin yeni mücadele tarzı

Sosyalist/komünist partilerin yerel seçimlerde yalnızca ulusal ve uluslararası sorunlar hakkında propaganda yapması doğru ya da kaçınılmaz mıdır?

Seçim çalışmaları sırasında, ülkenin her köşesinde aynı ölçüde etkin olmak mı hedeflenmeli, yoksa somut kazanımlara ulaşmak için belirli yerelliklere odaklanmak daha doğru olabilir mi?

Yerel sorunlar üzerinde durmak, anti-kapitalist mücadeleyi zayıflatır mı?

Seçim çalışmaları, fabrikalardaki ve sokaklardaki mücadelenin önündeki bir engel mi? Yoksa aynı çalışmalar, fabrikalardaki ve sokaklardaki mücadelenin önünü açmak için kullanılabilir mi?

* * *

2007 yılının başlarında, Maocu kökenli Belçika Emek Partisi’nin (Partij van de Arbeid van België/Parti du Travail de Belgique - PVDA/PTB) o dönemdeki Siyasi Komite üyesi (şimdi Parti Bürosu üyesi) David Pestieau ile partisinin hem genel politikaları hem de seçim politikaları hakkında bir röportaj yapmıştım. Marksist teori dergisi Gelenek’in Mart 2007 tarihli 95. sayısında yayımlanan ve aşağıda bir bölümünü aktardığım bu röportaj öncesinde, PVDA/PTB, seçim politikalarını değiştirmiş ve bu sayede 2006 yılının Ekim ayında düzenlenen yerel seçimlerde parti tarihi açısından bakıldığında başarılı sonuçlar elde etmişti. Bu sonuçlar partinin kendisini yenilemesine katkıda bulunmuş ve 2008 yılında düzenlenen parti kongresinde yeni bir siyasal mücadele tarzı benimsenmişti.

PVDA/PTB, kendisini Marksist olarak tanımlayan, Marksist-Leninist ilkelere bağlı olduğunu vurgulayan, açıkça sosyalizmi hedefleyen, Avrupa Birliği’ne karşı çıkan, Avrupa’da kendisini Portekiz Komünist Partisi’ne yakın gören, sosyal demokratlaşma tehlikesine karşı uyanık olmaya çalışan bir parti. 2006 yılındaki göreli seçim başarısının ve 2008 kongresinin ardından girilen büyüme süreci, yaklaşık olarak 11 milyon nüfuslu Belçika’daki partinin üye sayısının sadece 2012’de iki binden fazla artarak 6811’e yükselmesini sağlamış (kaynak;). 2012 yılındaki bir başka önemli başarı, önceki yerel seçimlerde (2006) 15 yerel konsey üyeliği kazanılmışken, Ekim ayındaki yerel seçimlerde bu sayının 52’ye çıkarılması olmuş (kaynak;). Bu arada, 2010 yılında yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerinde de, yüzde 5’lik baraja rağmen, PVDA/PTB’nin oy oranı 2007’ye göre iki katına çıkarak yüzde 1,60’a ulaşmış. Parti, bu seçimlerde 100 binin üzerinde oy almış (kaynak;). (Bu arada, aynı partinin 2003 yılındaki Temsilciler Meclisi seçimlerinde aldığı oyların sayısı yaklaşık olarak 21 bin ve oy oranı yüzde 0,2’ymiş [kaynak].)

Partinin genel başkanı Peter Mertens, bu yılın başlarında yayımlanan bir röportajda, 2008 kongresi sonrasındaki değişimi şöyle tarif etmiş:

“2008’deki son kongremizde belirli bir doğrultu gösterdik. Kongre, bir dizi eksen üzerinde çalışmaya karar verdi. İlkelerine bağlı kalan bir parti olmak istiyoruz. Sosyal demokrasinin yoluna girme hevesimiz kesinlikle bulunmuyor. Yalnızca kapitalizmin sivri uçlarını törpülemek ve bu sistemin yönetilmesine yardımcı olmak isteyen bir parti değiliz. Hayır, biz, çağdaş, sosyalist bir toplum isteyen Marksist bir partiyiz.

Ama partimizi değiştirmek ve çağdaşlaştırmak zorundaydık. Her işçinin kendisini evinde hissedeceği açık bir partiye dönüşmek zorundaydık. Sürekli olarak diğer toplumsal örgütlenmelere saldırmadan, farklı insanlarla, sendikalarla ve orta sınıf örgütleriyle işbirliği yapan bir partiye dönüşmek zorundaydık. Aynı zamanda, dogmatizm barındırmayan bir partiye... Sosyalizm, şundan şu kadar gram, bundan bu kadar gram içeren bir yemek tarifi değildir. Her sorunun çözümüne sahip değiliz ve her zaman son sözü söylemeyi ya da bilgiç bir okul müdürü gibi öğretmenlik yapmayı istemiyoruz. Aksine, olası en iyi çözümleri halkla birlikte bulabileceğimize inanıyoruz. Ve son olarak, ünlemler, jargon içermeyen ve lütfen biraz da mizah içeren (gülüyor) farklı bir dili kullanmaya başlamak da gerekiyordu.” (Kaynak;)

David Pestieau ile yaptığım röportajın seçim politikalarıyla ilgili bölümü, partinin yaşadığı dönüşümün arka planına ışık tutuyor. Bu arada, Belçika Emek Partisi’nin, seçimlerde de başarılı olma hedefine, kolay bir yol bularak değil, uzun soluklu bir mücadele tarzıyla ulaşmaya çalıştığını vurgulamakta yarar olabilir...

* * *

GELENEK: Yakın geçmişte ülkenizde seçimler vardı. Ne tür hedefler koymuştunuz ve sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

David Pestieau: Seçimler Ekim ayında yapıldı. Yerel seçimlerdi bunlar. Biz de iyi sonuçlar elde ettik. Yerel seçimler olduğu için, yerel hedeflere ve işçi sınıfının yoğun olduğu yerelliklere odaklanabildik. Amacımız, geniş kitleler üzerindeki henüz sınırlı olan etkimizi artırmaktı. Bunun için, çalışma tarzımızda değişikliklere gittik. Yalnızca örgütsel çalışma tarzımızı değil, aynı zamanda siyaset yapma tarzımızı değiştirdik.

Bizim deneyimimiz şöyle özetlenebilir: Öncü ile kitlenin düşünme biçimleri farklıdır. Kitlelerin düşünceleri, sistemle karşı karşıya geldikleri ölçüde değişir. Geçmişte, özellikle seçim dönemlerinde, bu farkı yeterince gözetmemiştik. Örneğin, yerel seçimlerde, ulusal sorunları, hatta uluslararası sorunları gündeme taşımaya çalışmıştık. Ama geniş kitleler bununla ilgilenmiyordu. Öncü kesimleri tabii ki eğitmemiz gerekiyor. Ama geniş kitleler söz konusu olduğunda, onların beklentilerini daha fazla dikkate almalı, bunlardan hareket etmelisiniz. Bu çerçevede, stratejimizi değil ama taktiklerimizi değiştirmeye karar verdik.

Daha çok sayıda koltuk kazanmak için 7 yerel birime yoğunlaştık...

Toplam kaç yerel birim vardı?

Tüm Belçika’da yaklaşık 500 tane. Ama biz güçlü olduğumuz, çalışma yürüttüğümüz, geçmişte de daha yüksek oy oranlarına ulaştığımız yerelliklere ağırlık verdik. Önceki seçimlerde 65 yerellikte seçimlere girmiş, ama hepsinde eşit ağırlıklı, benzer bütçeli çalışmalar yürütmüştük. Bu kez yine benzer sayıda yerellikte seçimlere girmekle birlikte kadrolarımızı ve paramızı büyük oranda, nüfusları 20 bin ile 70-80 bin arasında değişen 7 yerelliğe ayırdık. Buna yönelik bir örgütlenmeye gittik ve bilinç yarattık. Hedeflediğimiz sonuçlar arasında yerel konseylerde daha fazla sayıda koltuk kazanmak vardı; ama bu, tek hedefimiz değildi tabii ki.

Her bir konseyde kaç koltuk var?

20 ile 40 arasında değişiyor. Yüzde 4-5 oyla bir koltuk kazanabiliyorsunuz. Geçmişte 2-4 koltuktan daha fazlasını kazanamamıştık. Ülke genelinde yüzde 1 oy aldığımızda bile. Bu kez, başarılı olacağımız yerlerden hareketle bütün üzerindeki etkimizi artırabileceğimizi düşündük. İşçi sınıfının yoğun olarak bulunduğu yerlerde ve bu arada tıp merkezlerimizin bulunduğu yerelliklerde çalışma yaptık. Doktorlarımız uzun süredir ücretsiz olarak sağlık hizmeti veriyor. İnsanlar bizi biliyor, çalışmalarımızı takdir ediyor. Ama bu, insanları etkilemek için yeterli değildi. Bizi takdir ediyorlardı, ama sıra seçimlere geldiğinde başka ihtiyaçları ön plana çıkıyordu. Bu kez, yerel konular üzerinde de durmaya karar verdik. Tabii ki komünistçe ve anti-kapitalist bir tarzla... 7 yerellikte toplam 8 koltuk kazanmayı hedefledik. 3 konseyde temsilcilerimiz vardı; bunların sayısını 5’e çıkarmayı hedefledik.

Aylar süren yoğun bir çalışmanın sonunda, 8 yerel konseyde 15 koltuk kazandık...

Sekizincisi bir tesadüf müydü?

7 hedefimizden 6’sında başardık, birinde başaramadık. Bunların dışındaki iki yerellikte de birer koltuk kazandık. Hatta bir yerellikte, yüzde 21 oy elde ederek 6 koltuk kazandık. İşçi ağırlıklı bu yerellikte geçmişte 2 koltuğumuz vardı. Bu, en önemli olmasa bile en çarpıcı başarımızdı. Yüzde 21, komünistler için alışkın olunmayan bir oran...

Ama büyük yerel konseylerde de, yüzde 4, 5 ve 10 gibi oranlara ulaşarak, 1-2 koltuk kazanmayı başardık. Toplam koltuk sayımız 5’ten 15’e, yani üç katına çıktı. Kitlelerle bağ kurmak konusunda çok şey öğrendik. İşçileri, tartışmalardan çok somut kararlarla ilgilenen insanları çok basit yollarla örgütlemeyi öğrendik örneğin. Sonuç elde ederek geniş kitleler içindeki çalışmamızda ilerleme kaydetmiş olduk. Şu anda bizim için tümüyle yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bazı yerlerde çoğunluğun bir parçası haline geldik. Anvers’e bağlı bir yerellikte 2 koltuk kazandık örneğin. İlgili konseyde, yüzde 32 oy alan faşistlerin 21 koltuğu var. Bu konseyin yönetimini faşistlere bırakmamak için, tüm burjuva partilerin, bizim de katılacağımız bir birlik oluşturması zorunlu. Başka şansları yok.

O zaman siz de egemen sınıfın bir parçası haline mi geldiniz?

Şu anda tartıştığımız konu bu. Temel amacımız, etkimizi artırmak. Konu, ulusal bir krize dönüşmüş durumda. Yerel düzeyde başladı, kent düzeyine taşındı ve şu anda ulusal ölçekte tartışılıyor. “Komünistlerle birlikte cephe mi kuracağız? Onlar da faşistler gibi anti-demokratik değil mi?” diyenler var. Bizim de manevra yapmamız, faşistlerin başa geçmesini engellememiz gerekiyor. Ama bunun yanında, bazı sosyal ilerlemelerin de gerçekleşmesini sağlamalıyız.

Kuşkusuz, yerel organlar, egemen sınıfın en önemsiz organları. Portekiz ve Yunanistan’da da komünistlerin pek çok yerel mevzisi var. Ama bizim için yeni bir deneyim söz konusu. Ayrıca, ülke ölçeğindeki tartışmaların tümüyle dışında olduğumuz duruma göre, daha elverişli koşullarla karşı karşıyayız tabii ki.

Şimdi, yeni bir seçim var gündemimizde. 10 Haziran’da genel seçimler yapılacak. Çok daha karmaşık bir tablo var karşımızda. Meclise girebilmek için ülke genelinde yüzde 5’in üzerinde oy almak zorundayız. Bu oranın üzerine ancak 8 yerellikte çıkabildik. Dolayısıyla barajı geçme şansımız bulunmuyor. Belki dört yıl sonra, belki daha uzun bir vadede hedefleyebiliriz bunu. Zamana ihtiyacımız var.

Bizim açımızdan çok önemli olan bir başka nokta, ulusal medyanın hakkımızda haber yapmaya başlamış olması. Bizim hakkımızda da konuşmak zorunda kaldılar. “Komünistler Belçika’ya geri dönüyor” türü başlıklar atıldı. Ulusal basın, adımızı ilk kez anmaya başladı. Bu da partimize yönelik ilgiyi artırdı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden 15 yıl sonra, komünistlerin, aktif çalışma yürüttükleri yerlerde büyümelerinin nesnel koşulları var. Etkimizi artırabiliyoruz ve bunu burjuvazi de görüyor ve korkuyorlar. Medyanın gelecekte bize karşı yayın yapmaya başlayacağını tahmin edebiliriz. AB’nin anti-komünist karar tasarısını başkaları izleyecektir. Ama şu anda geniş kitlelere kendi mesajlarımızı iletme olanağını kullanıyoruz. Evet, komünistler var, kitlelerle bağlarını güçlendiriyorlar.

Kuşkusuz, en önemli görevimiz, seçimlerde değil, sınıf mücadelelerinde başarı kazanmak. Seçimleri de işçi sınıfı içindeki örgütlülüğümüzü artırmak için kullanıyoruz. Fabrikalarda çalışma yürütmek zorundayız. Parti olarak temel aldığımız çalışma bu. Geçmişten ve başka komünist partilerin deneyimlerinden de bildiğimiz tehlike şu: Seçim başarısı, asıl işlerimizi bir yana bırakmamıza, sınıf mücadelesini, fabrikaları, sokaklarda çalışmayı bir yana bırakmamıza yol açabilir. Yerel seçimleri, sınıf mücadelesini güçlendirmek için kullanmalıyız. Yerel konseylerdeki mevzilerimizi de aynı amaçla kullanıyoruz. Nitekim, konseylerdeki üyelerimiz, bu konumlarından, kendi yerelliklerinde mücadele örgütlemek için yararlanıyor.

Koltuk sahibi olmak, devlet aygıtı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak anlamına geliyor mu?

Kuşkusuz... Yerel mevzilerimizi üç amaçla kullanıyoruz. Birincisi, konseylerde temsilcileriniz olduğunda, düşüncelerinizi daha geniş bir kesime aktarabiliyorsunuz. Geçtiğimiz yıllarda da konseylerin toplantılarına insanları katmaya çalıştık. Bir yerde yerel bir havuzun kapatılmasına, bir başka yerde sosyal kesintilere karşı mücadele edildi. İnsanları konsey toplantılarına kattığınızda, onları belediye başkanlarıyla, sosyal demokratlarla karşı karşıya getiriyorsunuz. Sosyal demokratların gerçek kimliğini görebiliyorlar.

İkinci olarak, halkın desteğiyle bazı reformlar yapmaya çalışıyoruz. Bizler devrimciyiz, ama reformlara karşı değiliz. Kitle hareketine dayanan reformlar için de çalışıyoruz. Bazı vergilerin kaldırılmasını sağladık, örneğin.

Üçüncüsü, daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Ama yerel ölçekte bunun sınırları var. En önemli kazanımımız bu değil.

Yerel ölçekte yaptıklarımızı ulusal ölçeğe de taşıyoruz. İlaç fiyatlarıyla ilgili bir kampanya yürüttük örneğin. Hekimlerin önerileri doğrultusunda başlattık bu çalışmayı. Ülkemizdeki ilaç fiyatlarını başka ülkelerin fiyatlarıyla karşılaştırdık ve normal olmadıklarını gösterdik. Çok sayıda örgütü bir araya getirdik. Geçmişte olsa, bunun “reformist” bir faaliyet olduğunu söylerdik. Ama insanların kapitalist şirketlerle karşı karşıya gelmelerini sağladık. Gündelik bir ihtiyaçtan yola çıkarak ülke ölçeğinde bir mücadele örgütledik. Bir şeyleri değiştirmenin mümkün olduğunu gösterdik. İnsanlara öykünün bütününü, tüm basamakları göstermediğiniz zaman, ne dediğinizi anlayamazlar. Oysa bu örnekte, pek çok insan, otomobiller için geçerli olan kârlılık hesaplarının sağlık sektörü için geçerli olamayacağını düşünmeye, kapitalizmi anlamaya başladı. Çok büyük bir hareket çıkardık ortaya. Hekimler öncülük etti. İlaç fiyatları ulusal ölçekli bir tartışmanın konusu haline geldi.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Birkaç noktaya kısaca değinmek istiyorum. Birincisi, batıdaki komünist partiler olarak, güçlü analizler yapmak, ama bunun ötesine geçerek geniş kitleler içinde çalışmak zorundayız. Çok farklı düşüncelere sahip, devrimci olmayan insanlara, sosyal demokratların etkisi altındaki insanlara hitap etmenin yolunu bulmak zorundayız. Devrimi kitlelerle yapmak zorundayız. Kitlelere gitmek ve onlardan korkmamak zorundayız. Parti olarak yaşadığımız deneyimler gösterdi ki, bazen, “sol” düşünceler kitlelere gitmeyi engelliyor. Kimliğinizi korumanız, ideolojinizi korumanız gerekiyor elbette. Ama kitlelerle bir araya gelmek, kitlelerin düşündüğü biçimiyle politikanın içinde olmak zorundasınız. Üstelik, kitleler de bize pek çok bilgi ve düşünce getiriyor. Kapitalizme karşı mücadele konusunda bile! Bize yeni düşünceler, yeni mücadele yolları getiriyorlar, çünkü bunun için gereken deneyimlere sahipler. Onları teşvik etmek, ilişkilerimizi geliştirmek zorundayız. Bu arada, teorik çalışma ile kitle içindeki çalışmanın birbirlerinden ayrılması da yanlış. Bunu değiştirerek bir hareket yaratmak zorundayız. Başlangıçta yeterli netlik olmayabilir; ama bu zaman içinde sağlanabilir. Bizim deneyimlerimiz bu yönde. 8. kongremizde de, siyasal analizler yapacağız, ama aynı zamanda kitlelere ve emekçilere yönelik görevlerimiz ve geliştirmemiz gereken taktik yaklaşımlar üzerinde duracağız. Aksi durumda, Batı ülkelerinde, komünist olmadığımız için değil ama kitlelerle bağımız olmadığı için çöküş yaşayabiliriz.

Yine aynı kaygılarla, haftalık gazetemizi ve İnternet sitemizi de kitlelerle daha geniş bağlar kurmak üzere değiştirdik. Haftalık yayınımızı kitle çalışmasının gerekleri doğrultusunda yeniledik.

Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4209
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6572
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12184
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5091
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11353
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3608
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5361
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6382
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17779
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26666