Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
18-09-2013, 19:03 (En son düzenleme: 31-10-2013 17:15 Erkin Özalp.)
Mesaj: #1
Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?

Bu yazıyı ilk olarak 18 Eylül 2013'te kişisel blogumda yayımlamıştım.

Türkiye halkının önemli bir bölümü, geçtiğimiz aylar boyunca, eskisi gibi yönetilmek istemediğini açıkça ortaya koydu. Uzun yıllardır insanları haksızlıklara, eşitsizliklere, sömürüye karşı sokaklara çağıran sosyalist örgütler, hiçbir şekilde öngöremedikleri bir halk hareketine tanık oldu. Her bir sosyalist örgüt, bu harekete elinden geldiğince katkı koymaya ve bu hareket sayesinde sesini daha fazla duyurup üye sayısını mümkün olduğunca artırmaya çalıştı elbette. Ama tek tek sosyalist örgütler de, Türkiye solunun bütünü de, en azından bugüne kadar, Taksim Gezi Parkı Direnişiyle başlayıp ülke geneline yayılan hareket üzerinde yönlendirici bir ağırlığa sahip olmayı başaramadı.

Birdenbire ortaya çıkan ve hiç kimsenin beklemediği ölçüde güç kazanan bir kendiliğinden halk hareketini yönlendirmek tabii ki çok zordur. 2013 yılının Mayıs ayına ihmal edilebilir bir siyasal ve toplumsal güçle giren sosyalist solun kısa vadede yapabilecekleri tabii ki çok sınırlıydı.

Ama herhalde, solun Gezi Direnişinden gerçek dersler çıkarıp bu hareketin en azından bazı kalıcı kazanımlara ulaşması için mücadele etmeye başlamasının zamanı, gelmek bir yana, geçmeye başladı.

Ne var ki ve ne yazık ki, bugüne kadar yapılanlar ve söylenenler, çok fazla umut vermiyor.

Sosyalist solda Gezi Direnişiyle ilgili olarak geliştirilen yaklaşımlar şöyle özetlenebilir:

Mücadeleyi daha da yükseltme çağrıları yapmak: “Mücadeleyi yükseltmek”, elbette iyi bir şeydir. Ama nasıl, ve asıl önemlisi nereye doğru, yani hangi somut siyasal hedeflerle? Ne de olsa, insanların her gün ve her yerde eylem yapması, kendi başına bir amaç olamaz. Toplumsal ölçekte yürütülen bir mücadelenin (daha da) yükselebilmesi için, somut ve gerçekçi hedeflerinin olması gerekir. Solun gösterebildiği tek somut hedef, AKP iktidarına son verilmesi. Gezi Direnişine katılanların tek ortak noktası da AKP iktidarından kurtulmak istemeleri. Dolayısıyla, aslına bakılırsa, solun tek başına “AKP’den kurtulma” hedefiyle halkı sokağa çağırmasının anlamı sınırlı. Nitekim, geçtiğimiz aylarda, “hükümet istifa” sloganını atmanın ya da bunun için imza toplamanın kısa vadede pek fazla işe yaramayacağı az çok netlik kazandı. Önümüzde, 2014 yılının Mart ayındaki yerel seçimlerden başlayarak, AKP iktidarının sonunu getirebilecek olan seçimler var. Sol, “mücadele” ile bu seçimlerin bağını nasıl kuruyor? Seçimler tümüyle önemsiz mi? Yoksa, AKP’nin seçimleri zaten kazanacağı ve buna rağmen bir halk ayaklanmasıyla devrilebileceği mi düşünülüyor? AKP’yi devirecek bir halk ayaklanmasının ardından erken seçimlere gidilmesi yerine doğrudan doğruya bir halk iktidarının kurulması mı umuluyor? Yok eğer böyle değilse, önümüzdeki seçimler için ne tür somut hedefler gösteriliyor? Ya sonrası için?

Örgütlenme çağrıları yapmak: Örgütlenmek, tabii ki çok önemlidir! Örgütsüz bir halkın iktidara gelmesi, zor değil, olanaksızdır! Ama bu “kesin bilgi”, bugünün Türkiye’sinde somut olarak ne anlama geliyor? Hangi çatı altında örgütlenilmeli? Eğer temel amaç AKP’den kurtulmaksa, en mantıklısı CHP’de örgütlenmek değil mi? İnsanlar neden CHP yerine Halkevleri’nde, ÖDP’de, TKP’de, EMEP’te, ESP’de, EHP’de, SDP’de, SYKP’de ya da başka bir sosyalist örgütte örgütlensin? {Çok sayıda kişinin yanlış anlamış olması nedeniyle bir not: Yazının bu kısmında, CHPde örgütlenilmesi gerektiğini savunmuyorum!} Her şeyden önemlisi, “örgütlü” olarak ne yapılacak? Sosyalist örgütlerin örgütlenme çağrıları, büyük ölçüde, şu vaade dayanıyor: “Bize gelin, sayımız yeterince artarsa gücümüz de artar, gücümüz ne kadar artarsa o kadar başarılı oluruz.” Peki ama, bu örgütlülük, hangi somut ve gerçekçi siyasal hedeflere ulaşılmasını olası kılacak? Milyonlarca insanın harekete geçtiği bir dönemde, her bir sosyalist örgüt kendi üye sayısını belirli ölçülerde artırabiliyor ve bu da başlı başına bir kazanım elbette. Ama Türkiye’deki sosyalist örgütler, geçtiğimiz otuz yıllık dönemde, örgütledikleri insanlardan kat kat fazlasını kaybetmiş durumda. Bu yeni dönemde kazanılan üyeler için durumun farklı olmasını sağlayacak olan ne?

Tek yol devrim/sosyalizm propagandası yapmak: İşçi sınıfı (ya da halk) iktidara gelmeden, kapitalizmden kurtulmadan, ülkemizin temel dertlerinden kurtulamayacağımız da “kesin bilgi”! Peki ama, devrim/sosyalizm hedefine nasıl ulaşılacak? Sosyalist örgütlerin bugünkü cevabı şöyle özetlenebilir: Mücadele ederek ve örgütlenerek...

Kısacası, sosyalist sol, geçtiğimiz otuz yıl boyunca olduğu gibi bugün de, mücadele, örgütlenme, devrim ve sosyalizm propagandası yapmaya devam ediyor. Dahası, Gezi Direnişi sayesinde biraz daha fazla insana ulaşılmış olması, geçtiğimiz otuz yıl boyunca sol siyasetin toplumsal gücünü çok fazla artırmamış olan bir mücadele tarzının doğruluğunun kanıtı olarak sunulabiliyor.

Sosyalist solun mevcut siyaset tarzını aynen koruması durumunda neler olabilir?

Eskisi gibi yönetilmek istemeyenler, Mart 2014 yerel seçimlerinde oylarını (yine) büyük ölçüde CHP’de toplar. AKP’nin oy oranı şu ya da bu ölçüde geriler ve bu parti şu anda elinde bulunan bazı önemli belediyeleri kaybedebilir. AKP’nin gerileme sürecine girdiğinin netlik kazanması durumunda, bir sonraki genel seçimde AKP’nin yenilgiye uğratılması olasılığı artar. AKP karşıtı eylemler, en iyi olasılıkla, dalgalı bir seyir izlemekle birlikte, genel seçimlere kadar devam eder. Genel seçimlerde, eğer o zamana kadar AKP’yi de bölebilecek kadar güçlü bir sağ alternatif yaratılamazsa, oylar yine CHP’de toplanır. Ve en iyi olasılıkla AKP iktidarı son bulur, daha az iyi olasılıkla daha da zayıflar ve AKP karşıtı mücadele devam eder. Ama er ya da geç, ya yeni bir sağ parti, ya CHP ya da AKP karşıtı partilerin bir koalisyonu iktidara gelir. AKP iktidarı son bulduğunda, AKP karşıtı muhalefet de doğal olarak son bulur. Sosyalist örgütler, bu kez, yeni iktidara karşı mücadele etmeye başlar. Ne var ki, bu mücadelenin toplumsal bir ölçeğe ulaşması için zamana ihtiyaç duyulur. Araya girecek olan iktisadi ve siyasal bunalımlar süreçleri hızlandırabilir, erken seçimlere gidilebilir, istikrarsız hükümetler kurulabilir vs. vs. Ama bunlar, kendi başlarına, devrimi/sosyalizmi yakınlaştırmak yerine, güncel sorunların yakıcılığını artırır. Dahası, bir vadede bir kez daha AKP benzeri faşizan bir partinin iktidara gelmesi de her zaman olasılıklar arasında kalır. Eğer bu olasılık gerçekleşirse, faşizan parti iktidarını yeterince sağlamlaştırıp saldırganlaştığında, yeni bir toplumsal hareket çıkabilir ortaya...

Bir başka deyişle, eğer sosyalist sol gerçek bir siyasal seçenek yaratamazsa, geçtiğimiz otuz yıl boyunca yaşananlar, önümüzdeki otuz yıl boyunca da yaşanabilir! Gezi Direnişi ise, tarihimizin şanlı, ama AKP’nin gidişini hızlandırmak dışında pek fazla somut sonuç üretememiş bir kalkışması olarak, sosyalist örgütler tarafından yıldönümü etkinlikleriyle anılır...

Peki öyleyse ne yapılmalı?

Gezi Direnişinden çıkarılması gereken dersler ışığında, “siyaset” yapılmalı!

“Siyaset”, her şeyden önce, devlet yönetiminde (merkezi ve yerel yönetim organlarının karar alma süreçlerinde) söz sahibi olma ve ağırlık kazanma mücadelesidir. Siyasal partiler, her şeyden önce bu amaçla kurulur (ya da kurulmalıdır).

Devlet yönetiminde (en azından geçici olarak) söz sahibi olmanın çok farklı yolları vardır elbette. Gezi Direnişi örneğinin bir kez daha kanıtladığı üzere, halk hareketleri de devlet yönetiminde söz sahibi olabilir. Ama burjuva demokrasisiyle yönetilen ülkelerde, halk hareketleri, bıçağın kemiğe dayandığı anlarda açığa çıkar ve er ya da geç sönümlenir. Bu hareketlerin az çok kalıcı kazanımlara ulaşması, ancak, devlet yönetiminde az çok kalıcı bazı değişmelerin yaşanması durumunda mümkün olabilir. Örneğin, Venezüella’da Chavez’in iktidara gelmesi ve ABD’nin desteklediği darbe girişiminin ardından halkın mücadelesiyle iktidarını yeniden kazanması sonrasında, bu ülkede bu türden değişimler yaşanmıştı. Daha genel olarak bakıldığında, burjuva demokrasilerine özgü toplumsal hakların büyük çoğunluğu, halkların mücadelelerinin ürünü olmuştu.

Dolayısıyla, Gezi Direnişinden hareketle, bugünün temel görevi şöyle tarif edilebilir: Harekete geçen halkın devlet yönetiminde daha fazla söz ve giderek ağırlık sahibi olabilmesi için mücadele etmek.

Kendi içinden liderler çıkar(a)mayan, bir parti (örneğin Çapulcu Partisi) yaratması mümkün görünmeyen, dahası mevcut siyasetçilerin neredeyse tümüne güvensizlikle bakan bir hareketin devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olması nasıl sağlanabilir?

Her şeyden önce, siyasetçilere yönelik güvensizliğin nedenlerini doğru saptayarak.

Bugün, sosyalist örgütler de dahil olmak üzere siyasal partilere güvenilmemesinin temel nedenlerinden biri, siyasal faaliyetlerin açıklıktan ve dürüstlükten yoksunluğu.

Düzen partileri söz konusu olduğunda ek bir açıklamaya ihtiyaç olmasa gerek. Ya sosyalist örgütlerin açıklık ve dürüstlük sorunu?

Örneğin, sosyalist örgütlerin hiçbiri, gelir ve giderlerini ayrıntılı bir şekilde halka açıklamıyor. Örgüt yöneticilerinden hangilerinin profesyonel olarak çalıştığı ve her birinin örgütlerinden ne kadar para aldığı bilinmiyor. Üye sayıları ya hiç söylenmiyor ya da şişirilmiş sayılar veriliyor. İstifa eden ve ihraç edilen üyelerin sayıları paylaşılmıyor. Üstelik, halka açık olması gereken bu tür bilgiler, çoğu örnekte, örgüt üyelerinden ve ara kademe yöneticilerinden de saklanıyor. Miting, yürüyüş vb. eylemlere katılan örgüt üyeleri hakkında neredeyse her zaman abartılı sayılar veriliyor. Diğer yandan, örgütlerinin desteğiyle sendikalarda, meslek örgütlerinde, derneklerde vb. yöneticilik görevlerine gelen, belediye başkanı ya da milletvekili olan sosyalist örgüt üyeleri de, genel bir kural olarak, bu görevleri sayesinde elde ettikleri gelirler hakkında halka herhangi bir hesap verme gereğini duymuyor.

Bu tür örneklerin pek çoğu için, “sosyalist örgütlerin burjuva yasallığına sığamayacağı/sığdırılamayacağı” bahanesi ileri sürülebilir. Ama üzerlerine biraz düşünülürse kolaylıkla keşfedilebileceği üzere, gerçekleri açıklamanın uygun yollarını bulmak hiç de o kadar zor değil. Sorun, bunun tercih edilmemesi.

Oysa halkçı bir siyaset tarzının güç kazanmasını sağlamanın yolu, tam da açıklıktan ve dürüstlükten geçiyor. Bir sosyalist örgüt üyesi, akrabaları ya da arkadaşları “o örgütte sizin sırtınızdan gününü gün eden yöneticiler vardır” dediğinde, “yok canım, bizim örgütte öyle şeyler olmaz, niye olsun ki?” diye cevap verdiğinde mi daha ikna edici olur, yoksa örgütünün halka açıkladığı verileri sunduğunda mı? Asıl önemlisi, aynı üyenin, örgütü içinde bu tür soruları sorma cesaretini bulamaması ya da sorup da cevap alamadığında boynunu büküp oturması, ortada bir sorunun bulunmadığının kanıtı sayılabilir mi?

Kuşkusuz, sosyalist örgütlerin kendileriyle ilgili açıklık ve dürüstlükleri, tek başına, halkı ikna etmeye yetmez. Merkezi ve yerel devlet organlarındaki yöneticilik görevleri için aday olanların ve bu görevlere seçilenlerin sergileyeceği açıklık ve dürüstlük daha da önemlidir. Halkçı bir siyaset tarzının gerçekten mümkün olduğunu ancak gerçek halk önderleri kanıtlayabilir.

Ve kuşkusuz, halkçı bir siyaset tarzı, açıklık ve dürüstlüğün ötesinde, halkı karar alma süreçlerine katma çabasını gerektirir.

Örneğin, önümüzdeki yerel seçimlerde sol örgütler ne yapacak? Ülke sorunları hakkındaki görüşlerini anlatıp tümüyle kendilerine ait olan birtakım projeler ve/veya vaatler için oy mu isteyecekler, yoksa aday çıkarmayı düşündükleri yerelliklerde birer seçim programı oluşturmak için halka mı başvuracaklar? Halkçı bir yerel seçim programının güç kazanmasını mı daha fazla önemseyecekler, yoksa kendi adaylarını çıkarmayı mı? Halkçı yönetim tarzı için örnek oluşturabilecek belediye başkanlıkları kazanmayı gerçekten hedefleyecekler mi, bunun için belirli yerelliklere yoğunlaşacaklar mı, yoksa yaygın ama sonuçsuz kalacağı daha baştan belli olan çalışmalar mı yürütecekler?

Biraz daha somutlamak gerekirse, şu tür bir çalışma programından söz ediyorum:

- Halkın temel sorunlarının ve taleplerinin mümkün olan en fazla sayıda insanın görüşü alınarak saptanması.

- Bu temel sorun ve taleplerden hareketle, bir seçim programı taslağının hazırlanması.

- Seçim programı taslağının olabildiğince çok sayıda insanla paylaşılması, görüşlerinin alınması.

- Taslak metni onaylayan kişilerle, bu metnin son haline getirilmesi ve asıl önemlisi seçim çalışmalarının koordinasyonu için ortak çalışmaların başlatılması ve mümkün olan en geniş halk meclislerinin, forumların, yerel komitelerin, koordinasyon kurullarının vs. (bundan sonra “halk meclisleri”) kurulması.

- Halk meclisleri tarafından, seçim programını benimseyen aday adayları arasından, (mümkünse uzlaşma, mümkün olmuyorsa oylama yoluyla) adayların seçilmesi.

- Halk meclisleri tarafından, adayların bir parti listesinden mi yoksa bağımsız olarak mı aday olacaklarına (mümkünse uzlaşma, mümkün olmuyorsa oylama yoluyla) karar verilmesi.

- Programda ya da adaylarda herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı ortaya çıktığında, yine mümkün olan en fazla sayıda insanın görüşüne başvurulması ve kararların yine halk meclisleri tarafından alınması.

- Seçim günü halkın oylarını korumak için çalışmaların yürütülmesi.

- Seçim sonrasında (seçimlerin kazanıldığı yerlerde de kaybedildiği yerlerde de) halk meclislerinin çalışmalarını sürdürmesi için çaba harcanması.

Her bir yerelliğin somut çalışma programı, ancak o yerelliğin koşullarına göre oluşturulabilir elbette.

Aslına bakılırsa, Mart ayındaki yerel seçimlere dönük hazırlık çalışmaları için şimdiden geç kalınmış durumda. Özellikle belediye başkanlıklarının kazanılabileceği konusunda halkı ikna edebilmek için çok daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç var. Birkaç aylık bir çalışmayla, halkı, düzen partilerinin adaylarına üstünlük kurulabileceğine inandırmak hiç kolay değil.

Ama yine görece geç kalınmış olsa bile, bugünden başlayarak yapılabilecek olan başka bir şey var: Belediye meclisleri ile il genel meclislerinin üyelikleri için gerçek çalışmalar yürütmek.

Belediye başkanlıkları konusunda iddialı olunamayan pek çok yerde, en azından belediye meclislerinde halkçı üyelerin ağırlık sahibi olması hedeflenebilir. Böylece, belediye başkanlarını halkçı uygulamalara zorlamak ve halkın çıkarlarına aykırı kararları geri aldırmak konusunda daha fazla olanağa sahip olunur. Belediye meclislerinin (ve dolayısıyla meclis üyelerinin) yetkilerinin sınırlı olması, bunların hiçbir önem taşımadığı ya da taşıyamayacağı anlamına gelmiyor. Bu meclislerde halkın hiçbir temsilcisi yokken bile belediye başkanları üzerinde baskı kurabilen bir halk, kendi temsilcileriyle birlikte hareket ettiğinde, yerel yönetimlerde çok daha fazla söz sahibi olabilir. Halkçı meclis üyeleri de, yerel yönetimlerle ilgili sorunları halkla paylaşmak ve halkı harekete geçirmek konusunda, herhangi bir yönetsel görevi bulunmayan kişilere göre çok daha fazla olanağa sahip olur. Ve hepsinden önemlisi, siyasal mücadelede, hangi kurumların ne tür işlevler üstlenebilecekleri, tek başına o kurumların biçimsel yetkilerine değil, onları kullananların kararlılıklarına ve becerilerine de bağlıdır.

Düzen partilerinde, belediye meclisi üyelikleri, bu partilerin içinde yükselmek ve belediye başkanlığı ya da milletvekili adaylığının yolunu açmak için kullanılıyor. Bu arada, bu partilerin üyeleri, sınırlı ölçülerde de olsa yönetsel deneyim kazanıyor. Sol örgütlerin üyeleri için bu tür bir deneyim çok daha anlamlı kazanımlar sağlayabilir. Ne de olsa, halkçı belediye meclisi üyelerine düşen görev, talimatlar doğrultusunda oy kullanmak değil, yerel yönetimlerle ilgili gelişmeleri düzenli olarak halkla paylaşmak ve gerektiğinde halkı mücadeleye çağırmak olacaktır. Bir belediyenin meclis üyelikleri sayesinde halkla düzenli olarak ilişki kuranların, bir sonraki yerel seçimlerde (çalışmalarını aylar ve hatta yıllar öncesinden başlatarak) bu kez belediye başkanlığını hedeflemeleri daha kolay olmaz mı?

Gezi Direnişinin ortaya çıkardığı bir örgütsel biçim olan forumlardan, yerel seçimlere hazırlık için de yararlanılabilir. Bu biçimin sağladığı en önemli olanaklardan biri, somut hedeflerin netleşmesi ölçüsünde, çok sayıda insanın somut (ve yaratıcı) katkılarının alınabilmesi. Diğer yandan, bunun başarılmasının ön koşullarından biri de, yine açıklık ve dürüstlük.

Sosyalizmin en azından Marksist yorumu, “her şeyin en iyisini bildiğini iddia eden öncüler”in varlığına dayanmaz. Hele “her şeyin en iyisini bilip de halkla sadece gerektiği kadarını paylaşan öncüler”in varlığı, halkın çıkarlarını temel alan bir sosyalizmle hiçbir şekilde bağdaşamaz. Sosyalizm mücadelesi, tüm ayrıntılarıyla tasarlanmış bir toplum düzenini hayata geçirmeyi değil, halkın kendi kaderini kendi ellerine almasını hedefler. Bunun için öncülüğe de ihtiyaç vardır, halk önderlerinin varlığına da. Ama yalnızca, halkın önünü açabilmek için!

Gezi Direnişiyle başlayan halk hareketinin tam olarak ne tür bir evrim geçireceğini bugünden öngörmek mümkün olmayabilir. Ama kesin olan bir şey, halkın siyasal enerjisinin ve yaratıcılığının, ancak halkçı bir yönetim tarzının geliştirilmesi yoluyla korunabileceği. Kesin olan bir başka şey, bunun başarılamaması durumunda, halk hareketinin eninde sonunda yenilgiye uğrayacağı.

Halk, şu aşamada, kendisinden beklenenden çok daha fazlasını yapmış durumda.

Sıra, sosyalist solda.

Gerçek bir şeyler yapmaya en azından bir ucundan başlayacak mıyız, yoksa yalnız ve güzel kum havuzlarımızda oynamaya devam mı edeceğiz?

Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
04-04-2014, 19:05
Mesaj: #2
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Merhaba,
Yazıda elbette bir sosyalist olarak katıldığım pek çok yer var, ama anlam veremediğim yerler de...

Öncelikle sol ya da sosyalist örgütlerin gelir-giderlerini şeffaflaştırması ya da daha denetlenebilir yapmasının ne düzeyde bir toplumsal karşılığının olduğu tartışmalıdır (Bu asla yapılmasın demiyorum). Türkiye'de sosyalist örgütlere güvenilememesinin ya da bu sosyalist örgütlenmelerin nicel bir sıçrama yapamamasının nedenlerinden biri olarak bunun gösterilmesi ne kadar gerçekçi ya da sağlıklı bilemiyorum. Yani böyle bir veri var mı ?

Şöyle yazmışsınız bir de:

"Dolayısıyla, Gezi Direnişinden hareketle, bugünün temel görevi şöyle tarif edilebilir: Harekete geçen halkın devlet yönetiminde daha fazla söz ve giderek ağırlık sahibi olabilmesi için mücadele etmek."

Gezi döneminde bu bahsettiğiniz yöntem somut olarak nasıl yapılabilirdi ?. Gezi sürecinde bir iktidar alternatifini tartışıldığı ya da iktidarın devrilmekte olduğu bir durum vardı da bu yukarıda bahsettiğiniz siyaset tarzı izlenmedi mi ?

"Hükümet istifa" sloganının anlamsızlığı ifade edilirse, insanları hangi ortak slogan ya da hareket tarzı birleştirebilirdi ya da harekete geçirebilirdi ?..

Anlam veremediğim sorular ve saptamalar şimdilik bunlar..
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
04-04-2014, 19:49
Mesaj: #3
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Merhaba.

Yazıyı buraya eksikli bir şekilde kopyalamış olduğumu yorumunuz sayesinde yeni fark ettim ve düzeltmiş oldum. Hem sizden hem de bugüne dek eksikli metni okumuş olan herkesten özür dilerim!

"Ve kuşkusuz, halkçı bir siyaset tarzı, açıklık ve dürüstlüğün ötesinde, halkı karar alma süreçlerine katma çabasını gerektirir" cümlesinden sonrası yoktu.

Sanırım, ikinci sorunuza cevaplarımı eklenen kısımda bulabilsiniz.

Gelir-gider şeffaflığı hakkındaki cevabımı ise en kısa sürede eklemeye çalışacağım.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
04-04-2014, 20:12
Mesaj: #4
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Aslında, gelir-gider şeffaflığı hakkındaki değerlendirmelerimi şu yazıda (ve altına eklediğim bir yorumda) paylaşmıştım:

Sol, 'temiz siyaset'i nasıl temsil edebilir?

Yeterli bulmazsanız, tartışmaya devam edebiliriz tabii ki...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
04-04-2014, 22:30
Mesaj: #5
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Halkın yönetime katılmasının ve halkın bu sürece katılımının sağlanması konusunu biraz daha açan yeni eklediğiniz yazınızı okudum. Bahsettiğiniz yol ve yöntemler elbette olması gereken ve örgütlenmeye çalışılan halkın bu sürecin bir parçası olmasını sağlayacak tatminkar maddeleri içeriyor.

Ama bu tek tek saydığınız maddeler sol'un görece güçlü olduğu nesnellikte anlam kazanmıyor mu ? yani verili nesnelliğin sol'a biraz daha yönünü döndüğü ya da en azından "gerici" bir anlayışa sahip olmayan ya da burjuva ideolojisinin yeniden üretilip meşruiyet sağlayamadığı bir nesnellikte bu saydığınız yol ve yöntemler işe yaramaz mı ?

Ya da gerici olmasa bile gündelik yaşantısına hapsolmuş, sadece kendini ve ailesini kısa vadede kurtarmaya endekslenmiş bir anlayışla yüklü topluluklarda bu siyaset tarzı işe yarayacak mı ?

Yoksa öncelikli hedef kitlesi sol'a biraz daha yönünü dönen nesnellikleri mi kapsamak ?

Yanlış anlaşılmasın bu halkçı ve katılımcı siyaset tarzını reddetmiyorum. Ama sosyalist solun örgütlenememesinde gerçekten bu yol ve yöntemin uygulanmamasının payı mı var ?. Bunu gerçek bir veri olarak kabul edebilir miyiz ?

İkinci olarak da;

bu gelir-gider şeffaflığı konusunun hala bir toplumsal karşılığının olduğuna şüpheliyim, yani bu bahsettiğiniz şeffaflık mekanizması işletilse bile sosyalist sol toplumda bir örgütlenme karşılığı bulabilecek mi ?

Örnek verdiğiniz burjuva partilerinin ya da üyelerinin bunu yapmaması ama "sosyalist" sayılabilecek vekillerin bunun tam tersini yaparak daha halkçı ve şeffaf sayılabilecek mekanizmayı işletmesi ideolojik olarak bir kırılma yaratabilir. Buna itirazım yok. Bunlar Sol'un halkçı karakterini gösterebilmesi açısından önemlidir de, ancak 3-5 vekilin bunu yapması ile sosyalist örgütlerin buna benzer şeyler yapması ( gelir-giderlerini açıklaması, kimin örgütünden ne kadar maaş aldığı, ya da toplanan paraların ne için kullanıldığı...vs) aynı etkiyi yaratabilir mi, bundan kuşkuluyum

Sosyalist solun zaten toplumsallaşamama gibi bir sorunu varken gelir-gider şeffaflığını işletmesin kimin umrunda olabilir ki ? bence en fazla parti üyelerinin ya da örgütün çeperinde duran insanların gündeminde olabilecek bir durum gibi geliyor bana, toplumun genelinde etki uyandırabilecek bir etki olması ya da üzerine uzun uzadıya yazılabilecek bir gündem olduğunu düşünmüyorum nedense

Bu ancak sosyalizmin bir toplumsallık kazandığı nesnellikte önem kazanabilecek bir gündemmiş gibi geliyor...
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
05-04-2014, 00:55
Mesaj: #6
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Alıntı: Ama bu tek tek saydığınız maddeler sol'un görece güçlü olduğu nesnellikte anlam kazanmıyor mu ? yani verili nesnelliğin sol'a biraz daha yönünü döndüğü ya da en azından "gerici" bir anlayışa sahip olmayan ya da burjuva ideolojisinin yeniden üretilip meşruiyet sağlayamadığı bir nesnellikte bu saydığınız yol ve yöntemler işe yaramaz mı ?
 
Ya da gerici olmasa bile gündelik yaşantısına hapsolmuş, sadece kendini ve ailesini kısa vadede kurtarmaya endekslenmiş bir anlayışla yüklü topluluklarda bu siyaset tarzı işe yarayacak mı ?
 
Yoksa öncelikli hedef kitlesi sol'a biraz daha yönünü dönen nesnellikleri mi kapsamak ?
 
Yanlış anlaşılmasın bu halkçı ve katılımcı siyaset tarzını reddetmiyorum. Ama sosyalist solun örgütlenememesinde gerçekten bu yol ve yöntemin uygulanmamasının payı mı var ?. Bunu gerçek bir veri olarak kabul edebilir miyiz ?
 
Bugün için, solun, her yerde, tüm toplum kesimlerine yönelik olarak, az çok eşit ağırlıklı çalışmalar yürüterek anlamlı kazanımlar elde edebileceğini düşünmüyorum gerçekten de... Toplumun bütünü tarafından anlamlı bulunabilecek olan somut örnekler yaratmamız gerektiği kanısındayım. Bunları da, güç kazanma şansımızın daha yüksek olduğu (“sol’a biraz daha yönünü dönen”) yerlerde ortaya çıkarabiliriz. Ovacık örneği, bazı çok özgün yanları nedeniyle, bir “model” sunmuyor olabilir. Ama kanımca, bazı yerelliklerde elde edilebilecek olan başarıların ülke gündemine girmesinin mümkün olduğunu gösterdi. Daha sistemli çalışmaların ürünü olarak, çok daha anlamlı/etkili örneklerin yaratılabileceği ve bunların da Türkiye genelinde sosyalizm mücadelesinin güç kazanmasına katkıda bulunabileceği kanısındayım.
 
Alıntı: bu gelir-gider şeffaflığı konusunun hala bir toplumsal karşılığının olduğuna şüpheliyim, yani bu bahsettiğiniz şeffaflık mekanizması işletilse bile sosyalist sol toplumda bir örgütlenme karşılığı bulabilecek mi ?
 
Örnek verdiğiniz burjuva partilerinin ya da üyelerinin bunu yapmaması ama "sosyalist" sayılabilecek vekillerin bunun tam tersini yaparak daha halkçı ve şeffaf sayılabilecek mekanizmayı işletmesi ideolojik olarak bir kırılma yaratabilir. Buna itirazım yok. Bunlar Sol'un halkçı karakterini gösterebilmesi açısından önemlidir de, ancak 3-5 vekilin bunu yapması ile sosyalist örgütlerin buna benzer şeyler yapması ( gelir-giderlerini açıklaması, kimin örgütünden ne kadar maaş aldığı, ya da toplanan paraların ne için kullanıldığı...vs) aynı etkiyi yaratabilir mi, bundan kuşkuluyum
 
Sosyalist solun zaten toplumsallaşamama gibi bir sorunu varken gelir-gider şeffaflığını işletmesin kimin umrunda olabilir ki ? bence en fazla parti üyelerinin ya da örgütün çeperinde duran insanların gündeminde olabilecek bir durum gibi geliyor bana, toplumun genelinde etki uyandırabilecek bir etki olması ya da üzerine uzun uzadıya yazılabilecek bir gündem olduğunu düşünmüyorum nedense
 
Bu ancak sosyalizmin bir toplumsallık kazandığı nesnellikte önem kazanabilecek bir gündemmiş gibi geliyor...
 
Vekillerin gelir-giderleri hakkında anlaşmamıza sevindim Smile Gerçekten de, bence şu aşamada daha kritik olan konu, devlet kademelerinde, sendikalarda, meslek odalarında vs. yöneticilik görevlerine aday olan ve bu görevlere seçilen sosyalistlerin bu konuda sergileyeceği tutumlar...
 
Sosyalist örgütlerin gelir-giderlerin açıklanmasıyla ilgili en doğru “zamanlama” hakkında tartışılabileceği görüşüne katılıyorum. Yani, mevcut sosyalist örgütlerin gelir ve giderlerini halka açıklamaya başlamaları, en öncelikli ihtiyaç olmayabilir. Ama en azından, bu örgütlerin tüm üyelerinin, gelirler ve giderler hakkında ayrıntılı şekilde bilgi sahibi olmasının gerekli olduğu kanısındayım. Çünkü bunların, “teknik” konular olmadığını, doğrudan doğruya siyasal anlam taşıdıklarını düşünüyorum.
 
Örneğin, hangi örgüt üyeleri, örgütlerinden, hangi gerekçelerle ve hangi miktarlarda para alıyor? Özel şirketlerde, bu tür bilgilerin gizli tutulması (çalışanların ne kadar para aldıklarını birbirleriyle paylaşmaması) için baskı uygulanmasının kolaylıkla anlaşılabilecek nedenleri var. Ama sosyalist örgütler söz konusu olduğunda, bunun kabul edilebilir herhangi bir nedeni olabilir mi?
 
Yine örneğin, bir sosyalist örgütün, gelirlerinin ne kadarını uluslararası ilişkiler alanına ayıracağı, siyasal olmayan bir konu sayılabilir mi?
 
Tersinden bakarsak: Gelir-gider şeffaflığının ne gibi bir sakıncası olabilir? Karşı taraftakiler her tür yolsuzluğa başvururken, “bizim” şeffaf olmamız, başlı başına bir “değer” taşımaz mı? Hani bu “değer”, bugünkü koşullarda, görece sınırlı kalabilir. Ama zaten, toplumsal ölçekteki ağırlığımız da son derece sınırlı değil mi?
 
Her ihtimale karşı ekleyeyim: Elbette, düzenin (gayrimeşru) baskıları nedeniyle, bazı gelir ve giderlerin açıklanmasıyla ilgili sorunlar yaşanabilir. Ama “niyet” olduktan sonra, bunların aşılmasının yollarının kolaylıkla bulunabileceği kanısındayım. Örneğin, birtakım nedenlerle parti üyesi/yöneticisi olamayanlar için “fahri üyelik/yöneticilik” statüleri oluşturulabiliyor.
 
En genel olarak baktığımızda, “açıklık”, “dürüstlük” ve “şeffaflık”ı birer silah olarak kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
05-04-2014, 01:51
Mesaj: #7
RE: Gezi Direnişi solu silkeleyebilecek mi?
Ovacık önemli bir kazanım bence, burada iyi işler yapılabilirse sosyalizm mücadelesine çok şey katabilir. Hatta imkanlar el verdiğince daha agresif işler yapılmalı, ücretsiz hizmetler sunulması vs gibi...Bunun önemli şeyler olduğunu düşünüyorum..

Örgütlerin şeffaf olması gerektiği konusunda hemfikirim elbette, sadece bunun şu an verili durumda toplumsal bir karşılığının olmayacağı konusunda ısrarcıyım. Ama bu durum bu şeffaflık mekanizmasının işletilmesi gerçeğini ötelememeli tabii ki

Ve hatta bu tür mekanizmaları işletmenin bir değer taşıdığı da elbette doğrudur...

Teşekkür ederim cevaplar için

Smile

-Anafor-
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4224
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6591
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12202
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5103
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11376
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3620
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5374
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6390
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17808
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26692