Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım
17-09-2014, 17:24 (En son düzenleme: 21-09-2014 03:19 haddizât.)
Mesaj: #1
Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım
Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım” [1] – Arşimet (MÖ.200 civarı)

Uzun uzadıya tartışmak önemlidir. Yalnız tartışma, “gündem ortaklaştırma” ya da kapitalist düzenin ivmesinin belirli bir sürekliliğe oturduğu, sınıf hareketlenmelerinin ve örgütlenme olanaklarının önünün tıkalı olduğu dönemlerde “teorik inat”ı sürdürme amacı taşıyorsa daha bir önemlidir. Ama 1000-2000 kişilik bir “x” örgüt tabanının yine “x”e konsolide olmasını sağlamak için yapılan tartışmalar Arşimet’in yukarıdaki sözünü farklı şekillerde tekrarlamaktan öte bir anlam taşımaz. Yolu bir şekilde yazarla kesişenler veya bir zamanlar aynı örgütte yer alanlar bu “tarz”ı bilmektedir. Olumlu değerlendirilme ihtimali zayıf olsa da bu yazı “x” örgüt üyelerine dönük pozitif bir yazı olarak kurgulanmıştır. Bu yüzden “tarz”dan çok yazının “teorik” içeriğine müdahalelerde bulunulacaktır.

Kadrolaşma ve kitleselleşme gibi somut ve politik mücadele başlıkları uzuuun tartışmalarla çözülemez.

Yazar kadrolaşma ve kitleselleşme diyalektiğinin tartışma sonucunda yeniden kurulduğunu düşünerek başlamış yazısına. Oysa her ikisini de belirleyen siyasi mücadele ve bunun somut hali olan öncülüğün nereye gittiğini sormak gerekiyor. Yazarın kendi öncülük ve örgüt teorisini kastetmiyoruz.  Zira örgüt teorisi uygun öncülük biçimlerinden yola çıkarak oluşturulur. Dolayısıyla tartışılanlar örgüt teorisine ama daha çok somut mücadeleye ilişkin olabilir. Hatırlayalım, “kadroya verilen önem” Leninist örgüt pratiğinde iki “an”a bölünmüştü. Birincisi kitle hareketinin olmadığı “hazırlık” aşaması. Bu aşamada belirli bir program ve ilkeler çerçevesinde “militanlar” bir araya toplanıyor. Rus Marksizmi'nin farklı unsurları-özneleri arasında belirli bir ortaklık sağlanıyor. Burada esas olan kadronun kendi alanında sürekli bir mücadeleye girişebilecek (kendi ayakları üzerinde durabilecek) olgunluğa erişmesi ve de örgütün farklı kanatlarının ortak bir program çerçevesinde birleştirilmesi oluyor.
İkinci aşama ise kitle hareketinin devrime yakın olduğu aşama. Burada da kadrolar her türlü kalıpçılıktan uzak (devrim adına gerekirse örgütünü bile feda edip kitle içinde yeniden yaratabilecek) bir öncülük anlayışı esas. Bu öncülük anlayışı Rus Narodnikleri gibi “dışarıdan” değil, kitle hareketinin içinden seçilen öncülerle yani kadrolarla (artık kadro eski kadrolar değil, kitle hareketinin içindeki öncülerdir. Bunu yaratmak içinse “yeni bir örgüt”e gerek yoktur!) deviniyor.

Kadrolaşma ve kitleselleşmenin özneleri...

Yazarın yazısının en ilginç yanlarından birisi de kadrolaşma ve kitleselleşmeyi iki farklı özneye ait gerçeklikler olarak tanımlamasıdır. Kitleselleşme Haziran Direnişi’nde olduğu gibi öznenin tamamen dışında gerçekleşiyorsa “kadrolaşma”nın bu “özne” ile bağ kurması imkansız ki! Eğer bana 1000 tane militan kadro verin 10 milyon insanın öncüsü olayım denmiyorsa tabi…

Kitleselleşme ya da toplumsallaşma iki ayrı kategorinin değil, öznenin yani örgütün unsurlarıdır. Kitleselleşmemiş bir örgütle toplumsallaşmayı “örgüt+hareket=parti” formülüyle meşrulaştırmaya çalışırsanız her toplumsal mücadele başlığında daha da geriye düşmeniz kaçınılmazdır. Bu yüzden kadrolaşma, kitleselleşme ve toplumsallaşma arasında öncelik sıralaması yapılmamalıdır. Toplumsallaşma yalnız kadroların ultra-mücadeleleriyle değil, kitleselleşmiş bir örgütün toplumsal dinamikler içerisinde ilerlemeler sağlamasıyla yani her birisi kazanımlar üstüne kurulan ve birbirini besleyen somut ilerlemeler sonucunda sağlanabilir. Formüllerle değil.

Engels’in dediği gibi  kim Marksizm’i formüllere indirgemeye çalışırsa o Marx’a en büyük ihaneti etmiş olur.

Başka bir ilginç yanı da proletarya diktatörlüğü altındaki kadrolaşma ve kitleselleşme koşulları ile sosyalist bir devrimden önceki koşulların karıştırılmasıdır. Atılım ve 12. Kongre tartışmaları sürecinde yazarın “Hruşçovcu” suçlamalarını duymuştuk. Bu durumun geçici olduğunu umuyorduk. Oysa “tarz” pardon teori meselesiymiş.

Ne mi Yapmalı?

Sosyalizm her arayışa cevap veremez demiş yazar. Doğrudur. Ama sosyalist devrimin hangi kanaldan gelişeceği önceden öngörülemezse öncünün her türlü mücadele alanını zorlaması gerekir. Eğer zorladığı alanlarda kazanımlar sağlayabiliyorsa özellikle! Örnek olarak #dk34HerYerTaksimHerYerDireniş ve 4+4+4 eylemlerini gösterebiliriz. Bu alanlarda verilen mücadeleler yazarın “toplumsal dinamikler” kadrajına girememiş olabilir. Ama bugün “anti-passoligciler” yüzünden sahaların boş kalması da imam hatip okullarının açılamaması da bu mücadeleler sayesindedir. “Hiçbir şey yapmamak bir şey yapmaktan yeğdir” döneminde olmadığımız kesin. İşte bu yüzden, kazanım elde edilebilecek her alanda hem çeşitli örgütlenmelerin (hareketçilerin, dernekçilerin, birlikçilerin, “gençliğin ayrı bir sınıf olduğunu düşünen”lerin) önünün açılması hem de mücadele eden halkın motivasyonunun arttırılması gerekmektedir. Bunun temeli de kadrolaşma ya da toplumsallaşma -en azından yazarın anladığı şekilde- değildir.

Vakit yeşildir...

Şunu da belirtmemiz lazım. Toplumsal patlama bekleyen kadro profili diye bir kadro profili söz konusu olamaz. Bekleyişin “üst akla” tabi kılınması ise bilimsel sosyalizmin karikatürleştirilmesidir. Önceki bir yazıda da belirtmiştik:  Bugünkü esas sorun Lenin’in “proletaryanın silahı” olarak tanımladığı örgütlenmelerin nasıl yaratılacağıdır. Bu Leninist örgütün varlığını koruyup onun öncülük teorisini “güncellemek”le mi olur? Yani Leninist partinin örgütlenme mantığının (işçi kitleleri içerisinde profesyonel devrimcilerden oluşan ve kitleyi daha ileri eylemlere örgütleyen, hareketin geri çekildiği dönemlerde ise onu bilinçlendirerek mücadelesinin sürekliliğini sağlayan “örgüt modeli” ) öncülüğe mutlak adaptasyonuyla mı olur? Bu durumun karşımıza yeni soru(n)lar getirmesi kaçınılmazdır. Ancak ihtiyaç yeni “model”lerden ziyade öncülüğün gerçekleşmesidir: "yumurta kırmadan omlet yapılmaz". Kitle hareketinin yükselişe geçtiği dönemde özellikle böyledir bu. Bunun içinse sınırları çizilmiş, yemek tarifi gibi kadro tarifi yapan anlayışlar mahkum edilmelidir...

Harbiden “Ne Yapmalı?”. Madem önümüzde ne zaman olacağı belirsiz toplumsal patlamalar var. O zaman en iyisi bi kadrolaşalım. Kitle hareketi ortaya çıktığında da örgütleniriz. Haftalık birim toplantılarımızda dergimizi tartışalım. Düzenli aidat verip büromuzu düzenli açıp-kapatalım. Gerisi kendiliğinden gelir.

Şaka şaka…

Madem “Türkiye’de sosyalizm mücadelesi açısından gündemde olan da, kitleselleşme değil” toplumsallaşma o zaman bir çağrıyla bitirelim. Halkımız AKP diktatörlüğüne karşı örgütlenmelidir, sizi sosyalizm mücadelesine örgütlenmeye çağırıyoruz falan demeyi bırakın. Böyle toplumsallaşılmıyor işte! İki gram inşaat işçilerinin yanında olun, kültür merkezlerinizdeki bar-kafe çalışanlarını falan örgütleyin, gençlik çalışmalarınızı bu kadar marjinalleştirmeyin, toplumsal mücadeleyi bildiri dağıtmak-afiş asmak dışında başka kanallarla da deneyin.

Suşi yeseniz de olur... 

[1] Arşimet’in dünyayı algılayış biçimi nasıldı, ne yer ne içerdi bilmiyoruz. Ancak az çok bildiğimiz tanıdığımız birinin ona benzer bir tarzı var. Kemal Okuyan’ı ve onun 16 Eylül tarihli “Kadrolaşma ve Kitleselleşme” yazısını kastediyoruz.

 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4224
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6591
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12202
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5103
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11376
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3620
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5374
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6390
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17808
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26692