Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Sovyetler'in çözülüşü sonrasında KP’lerde yaşanan kriz devam mı ediyor?
13-09-2014, 14:23
Mesaj: #1
Sovyetler'in çözülüşü sonrasında KP’lerde yaşanan kriz devam mı ediyor?
[Resim: 0JlyPXd.jpg]

“Sovyetler Birliği’nin çözülüşü sonrasında KP’lerde yaşanan uluslararası kriz ve dağılma süreci devam mı ediyor?” başlığı altında Berlin Antifaşist Sol’un neden dağıldığına ilişkin düşünceler:


Yalnız Türkiye’de değil başka birçok ülkede de komünist hareket parçalanmışlık, marjinallik, toplumsallaşamama sorunlarını aşabilmiş değil. Bu sorunlar aynı zamanda hareketlerin burjuva iktidarlar karşısında hukuki olarak da zayıflamasına yol açıyor. Kimi ülkelerde KP’ler yasaklanma tehdidiyle karşılaşıyorlar, kimilerindeyse sınıfsal örgütlenme önüne çeşitli yasal engeller konulmuş durumda. Özetle 21. yüzyılda illegal kalmakla, daha kötüsü emekçi sınıfların gözünde yok olmakla karşı karşıya...

Öte yandan emperyalist saldırganlık gerek taşeron ülkelerin “yol açıcıcı” müdahaleleri aracılığıyla gerekse uluslar arası alanda farklı emperyalist ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle gittikçe yükseliyor. Tüm dünyada milyonlarca insan elinde kalan “son” kimliği (din, milliyet, cinsiyet) de korumak için sokağa çıkıyor. Aralarındaki ortaklık -yani sınıfsal düşmanın ortaklığı- açıklığa kavuşamıyor.

Peki, Leninist örgüt modeli bu tür bir ortaklığın sağlanmasını garantileyebilir mi? Yoksa hala çözülüşün “iz”lerini üzerinde mi taşıyor? Yalnız kendi “dar çekirdek”leri içerisine değil de dışarıya dönük de hesap verebilir bir “eleştirel anlayış”tan korkuyor, sürekli “yoldaşları” tarafından suçlanmaktan kurtulamıyor mu?

Bunun örneklerinden bir tanesini geçtiğimiz yıllarda 30-40 üyeyle 20.000 kişilik eylemler organize edebilen, biz de küfür olarak algılanan “hareketçi” modeli (hareketlerin içerisinde örgütlenen) başarılı denilebilecek şekilde hayata geçiren bir örgüt dağıldı[1] 2003’te Antifaşist Aksiyon Berlin’den ayrılan iki grubun birleşmesiyle kurulan Berlin Antifaşist Sol (ALB)’dan söz ediyoruz.

ALB’nin çalışma stilinin nasıl olduğu aşağıya çevirisini ekleyeceğimiz özeleştirilerinden çıkarılabilir. En azından özeleştiri yaparak “nasıl yapmamalı?” ve “bırakılan boşluklar nelerdi?” sorularına dair kendi dışına da fikirler veren bu örgütün “radikal sol mücadeleyi pratikle ilişkilendirme” amacı taşıdığını belirtelim ve yazının başlığından yola çıkarak ortaya bir tez atalım: Bugünkü esas sorun Lenin’in “proletaryanın silahı” haline gelebilecek bir örgüt modelinin nasıl yaratılacağıdır. Bu Leninist örgütün varlığını koruyup onun öncülük teorisini “güncellemek”le mi olur? Yani: işçi kitleleri içerisinde profesyonel devrimcilerden oluşan ve kitleyi daha ileri eylemlere örgütleyen, hareketin geri çekildiği dönemlerde ise onu bilinçlendirerek mücadelesinin sürekliliğini sağlayan” örgüt modelinin değiştirilmesiyle mi olur? Bunu önümüzdeki süreç ortaya çıkartacak. Ancak şimdiden kendisini belli eden şey Leninist örgüt modelini belirleyecek olanın öncülüğün kendisi olduğudur. Kitle hareketinin yükselişe geçtiği dönemlerde öncülük “Leninist örgüt modeli”nden önce gelir. Kitle hareketinin geri çekildiği dönemdeyse “bilinçlendirme” ya da “ideolojik mücadele” kendi başına bir anlam taşımaz.

Özetle öncülük sorunsalı Leninist örgütten tamamen bağımsız tutulamasa da kendi başına bir “öncelik” taşır. Ancak aşağıdaki örnekte de görebildiğimiz gibi tek başına öncülük de kendi başına yeterli değildir, onu süreklileştirecek örgüt modeliyse 1902’deki örgüt modeli hiç değildir! İşte paradoksumuz!

Açıklama şu şekilde:

Nerede o eski heyecan…

Dağılışımızın nedenini anlatabilmek için radikal sol ve antifaşistler olarak 11 yıl önceki ortaklığımıza yeniden dönmemiz gerekiyor. Birlikte 2007’de G8’e karşı durduk, hem 2 Haziran 2007’de Rostock’da hem de birkaç gün sonra Heiligendamm’da eylemler yaptık. Her yıl kasım ayında Silvio Maer ve Neonazi saldırıları altında hayatını kaybeden tüm kurbanlara ithafen  Friedrichshain’de eylemler yaptık. Birlikte otobüslerle Dresden’e gittik, heyecanımızdan uyuyamadık, polis zincirini yarıp şimdiye kadar Avrupa’daki en büyük Neonazi buluşmasını engelledik. Yine sokakta piyasacılığın tanıtımına karşı (Hartz IV.)  eylem yaparken alandan Neonazileri kovduk, ırksal ayrımcılığa, mecburi taşınmaya, sosyal adaletsizliğe karşı defalarca eylemler düzenledik.
Blockupy ile Frankfurt’ta diğerleriyle birlikte Avrupa Merkez Bankası’na karşı etkili bir eylem hazırladık. Irkçılığa karşı Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da, Yugoslavya’da yapılan büyük eylemlerle tarihe hep beraber tanıklık ettik. Neonazi çetesi NSU’ya olduğu gibi Alman devletinin ve yetkililerin bu katilleri korumasına da karşı çıktık. Berlin ve bunun dışındaki birçok yerde Neonazi törenlerine karşı (1 Mayıs 2010 ve 8 Mayıs 2005 gibi) direniş birlikleri kurduk. Kapitalizmin bunalımı karşısında militan bir karşı çıkış oluşturmaya çalıştık. Gerek bize gerekse radikal sol militanlara karşı yapılan saldırıları beraber püskürttük. Her yıl Ocak ayında yaptığımız Luxemburg-Liebknecht eylemleriyle özgün bir sol gelenek yaratmaya çalıştık. Neonazilere ve ötekileştirmeye karşı daha büyük cepheler içinde çekinmeden yer aldık. Bu birlikler içerisinde radikal duruş sergileyip yeni eylem biçimlerinin önünü açmaya çalıştık. Kültür ve siyaseti birleştirerek siyasetin ve bizim hareketimizin dışında kalmış insanlara radikal solun ve uzlaşmaz siyasetin ne olduğunu gösterip onları politikleştirmeye çalıştık. Her 1 Mayıs’ta Kreuzberg’de kadın ve erkek işçiler için, savaşa karşı, kapitalizmin baskılarına karşı birlikte karşı durduk.

Buraya kadar…

Bizim örgütümüz dışarıdan da görüldüğü gibi hiçbir zaman homojen bir “Birleşme”ye dayanmadı. Bir yandan gücümüzü oluşturan (bu doku-çev.) öbür yandan da çeşitli farklılıklara yol açtı. Hayır, kavga sonucu dağılmadık. Radikal sol pratik anlayışı çerçevesinde, örgüt ve örgütlenme perspektifi içerisinde elbette fikirler, stratejiler ve varılmak istenen noktalar bakımından farklılıklar vardı. Örgüt ve örgütlenme yükümlülükleri beraberinde zaman ve çaba getirir. Kimi zaman en doğru mücadele yönteminin ne olduğu konusunda kimi zaman da “Avrupa Kalesi” içinde artan sömürü politikalarına karşı (hangi taktiklerle-ç.) mücadelede edileceği konusunda bu tür tartışmalar yaşanabilir.

Ancak şunu söylememiz gerekiyor: uzun zamandır bu farklılıkları ortak heyecanla pekiştiremediğimizden dolayı mücadelede isteksizlik, vazgeçiş ve istifalar hüküm sürüyordu. Yine bu durum şunu gösteriyor: Yalnız Almanya’da değil Avrupa’nın büyük bir bölümünde radikal sol bir kriz içerisindedir. Eskiden gelen kavramlar ve yaklaşımlar ile bugünün siyasi sorunlarına çözüm üretilememektedir. Mülteci protestoları, savaş, barış ve gözetlemeler karşısında radikal sol kendisini şok ve dehşet içerisinde bulurken kendisini bu gerçekliklere adapte etmeye girişmesi haftalar-aylar sürmektedir. Doğru bir cevap bulunmuş olduğundaysa bu sefer kararsızlık ortaya çıkmaktadır.
Semptomatik örneklerle bugüne kadar yaşadıklarımızı özetlemeye çalışıyoruz.  ALB olarak kendimizi politik olarak antifaşizm ve toplumsal mücadeleler alanında konumlandırdık. Bize kalırsa klasik antifaşist hareket kriz içerisinde ortaya çıkar ve yeni perspektifler buradan yola çıkarak oluşturulur. Merkez sağın Avrupa ötesi başarısının ve sağ popülist parti ve hareketlerin, sosyal şovenizmin aldığı bu biçim karşısında yeni yanıtların oluşturulması gerekir. Eski “Antifa mücadele/saldırı demektir” sloganı artık bir durgunluk belirtisi ve retorik olmanın ötesine geçemiyor. Eski kavramların yalnızca belirli koşullar altında geçerliliği vardı.

Aşırı sağ hareketlerin değişiminde rol oynayan etken şu: Onlar (tıpkı bizdeki cemaatler gibi-ç.) dostluklara odaklanıyorlar ve NPD-Nazi örgütlenmeleri gerek Berlin’de gerekse diğer büyük şehirlerde kendilerini yeniden üretebiliyorlar. Dikkat edilmezse Neonaziler arasındaki bu biçimlenme fark edilmeyecektir. Bir antifaşist hareket eğer başarılı olmak istiyorsa, bu tür biçimlenmeler karşısında uygun mücadele yöntemleri geliştirmelidir. 2014 yılının başında yapılan “Kriz sürecinde Antifa” Kongresinde bu noktaya işaret edilmişti. Ama ne yazık ki söylemek zorundayız ki bu problemin bilincinde olmamıza rağmen uygun örgütlenme perspektifi yaratamadık.
Birkaç yıldan fazla süre önce böyle bir imkan vardı: mültecilerin kendiliğinden eylemlerine destek olup toplumsal-ırksal ayrımcılığa ve Avrupa’nın göçmen ve mültecilere uyguladığı şiddet ve baskılara karşı daha büyük eylemlilikler yaratabilirdik. Burada radikal sola yeniden güç ve mücadeleye perspektifi sunabilecek toplumsal bir çatışma alanı bulunuyordu. Burada, emperyalist politikalara, Batı militarizmine, yeni-sömürgeciliğe, sosyal şovenizme ve kapitalist sömürüye karşı radikal sol (zamanın kesin sorunlarına) müdahaleye olanak tanıyacak imkanlar vardı. Biz ve diğer örgütler bu fırsatı kaçırdık. O sırada yeni yaklaşımlara, eylem biçimlerine ve tartışmalara ihtiyacımız vardı. Heyecanımız, eylem deneyimimiz ve yeteneklerimiz, geniş birlikler içerisindeki konumlanmamız ile daha ileri bir toplumsal aktör haline dönüşemedik, toplumsal alanda etkisiz kaldık.
Toplumsal mücadeleler içerisinde ikinci bir merkezi çalışma sahasını toplumsal kırılma noktaları oluşturur. Radikal sol buraya müdahale etmeye, bu kırılma noktalarında taraflar (ezen-ezilen gibi-ç.) yaratmaya ve bunlara bir perspektif göstermeye çalışır. Bunun içinse mücadeleye seferber olunabilmesi ve kriz noktalarının iyi analiz edilebilmesi gerekir. Ne yazık ki (böyle bir örtüşme-ç.) çok az yaşanmakta.  Biz aslında bunu, yani hep birlikte böyle bir etkili müdahaleyi gerçekleştiremedik. Blockupy de bizi bu bağlamda birden çok doğru soru yöneltmek yerine bir etkili cevap verebilmek amacıyla birleştirmişti. Geçtiğimiz yıllarda polis ve devlet kendi kurallarıyla oynamak istemesine rağmen binlerce insan bu şekilde seferber olmuş, tüm Avrupa içinde çeşitli aktivistlerden oluşan bu grup bu şekilde eylemler yapabilmişti. Bu açıdan bizce en önemli soru sürekliliği ve etkisi olan bir sosyal mücadelenin yerellerde ve gündelik yaşamda nasıl organize edilebileceği idi. Biz bu sorular karşısında ortak bir cevap bulamadık.

Her şekilde gelişmeler bize gösteriyor ki ALB olarak yolumuza aynı şekilde devam edemezdik. Radikal solun ihtiyacı yapılarının, etki güçlerinin ve perspektiflerinin yeniden değerlendirilmesi aynı zamanda da bugüne kadar kendi adına kazanımlarını elden bırakmamasıdır.

The show must go on…

Ayrı bir grup olarak Müdahaleci Solda (IL) örgütleneceğiz. Diğer yoldaşlar ise bu konuda pek hazır değiller. Bazı yoldaşlarsa yeni bir birlik kuracak ve tipik mücadele biçimleri ve siyasi tarzlarıyla devam edecekler. Başka bir grupsa diğer sol-radikallerle bağ kuracak.
Uzun lafın kısası hepimiz mücadelemizi sürdüreceğiz.
ALB’nin bütün üyelerine başarı, güç ve cesaret diliyoruz. (…)”

Link: http://www.antifa.de/cms/content/view/23...          
  
[1] Türkiye’de hareketçilik “devrimci demokrat” olmanın ötesinde argo bir anlam taşıdığından mıdır bilinmez, “en öz -hakiki- KP’liler tarafından hep tiksinilen bir kavram ola gelmiştir. Oysa Lenin Ne Yapmalı’da şu örneği verir: “Deyimin genel değil somut anlamındaki eylem çağrıları, ancak eylem yerinde yapılabilir; ancak harekete bizzat kendileri girişenler, ve bunu anında yapabilenler böyle çağrılarda bulunabilirler”.
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4209
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6572
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12184
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5091
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11353
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3608
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5361
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6382
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17779
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26666