Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Oyalanmak, yapmak ve olmak…
07-08-2014, 10:27
Mesaj: #1
Oyalanmak, yapmak ve olmak…
 
[Resim: fft104mm2541014.jpg]

Ortada bir direniş ve direnç varken, bazı şeyleri söyleyebilmek gerçekten çok da kolay değil aslında. Bir mücadele varken, mücadele edenler varken, kadrolar varken, yapmaları gereken “işler” varken, direnci artırmak/güçlendirmek gerekiyorken vb. vb. söyleyeni dövüyorlar hatta.
 
Yine de (acı) gerçek ortada. İnsan bir iki yutkunsa da, söylemek gerekiyor arada: “Somut mevzilere uzanıp yol almadıkça, yapıp ettiklerimizin bir boyutu da hep oyalanma... Bugün Türkiye sosyalist solu oyalanıyor eninde sonunda...”
 
Çok ağır oldu değil mi, çok feci! Oyalanmıyor olabilir sanki. Bir sürü “iş” yapıyordur gerçekte… Sokakta bir sürü eylem. Bir dolu kampanya, miting, gazete, dergi, panel, etkinlik, konferans vesaire... Karanlığa ve sömürü düzenine karşı mücadele… Ama oyalanıyor yine de!
 
İktidar hedefine, iktidar olgusuyla ilişkisine, iktidara doğru yürüyüşüne, bu yürüyüşün ara duraklarına, o durakları oluşturmak için yürüttüğü stratejik faaliyete ve taktiksel adımlara bakıldığında oyalanıyor olabilir.
 
İktidar yürüyüşünün bir parçası olarak seçimlerle ilişkisine; seçimlere dönük hedefleri, somut planları, donanımı, hazırlıkları, ittifak ve birlik girişimleri, somut mevziler kazanmaya dönük adımları itibariyle bakıldığında da oyalanıyor olabilir.
 
Çok çalışarak örgütlenmek, örgütlenerek büyümek, büyüyerek örgütlenmek “sabit hedefler”i (yahut “kısır döngüsü”) açısından bakıldığında; yukarıdaki iki paragrafta belirtilen siyasi adımların uzağında kaldığı için, sıçramaların uzağında, iki adım ileri bir adım geri gide gide (idare ede, ede) oyalanıyor olabilir.
 
İdeolojik mücadele mi? Tabii ki veriyor. Kültürel üretim mi? Elbette üretiyor.“Karşı taraf”ın hegemonyasını sarsmak açısından bakıldığında epey bir şeyler yapıyor, yeni yayınlar çıkarıp seslenme kanalları oluşturarak onları güçlendirmeyi de başarıyor ama eninde sonunda orada da toplumsal mevziler kazanıp bunları ilerletmedikçe, yine oyalanıyor olabilir sanki.
 
Halimiz özetle şöyle kanaatimce:
 
Kimimiz pinekleyerek, kimimiz “çok çalışarak”; kimimiz köşeye çekilerek, kimimiz ortaya çıkarak; kimimiz örgütsel, kimimiz ideolojik mücadele vererek; kimimiz dışarıda, kimimiz içeride; kimimiz daha da dışarıda, kimimiz daha da içeride; kimimiz çok ümitli, kimimiz az ümitli; kimimiz ideolojik/teorik/kültürel üretimle birkaç aklı değiştirme amacı ve umuduyla, kimimiz tek tek örgütlenip birçok hayatı dönüştürme kararlılığıyla; yazarak, yaşayarak; analiz ve söylem canavarı olarak, içki masalarında yıkılarak; işte, evde, kampuste, kahvede; kimimiz kaçak güreşerek, kimimiz habire elense çekerek; kimimiz fiziksel kondisyona yüklenerek, kimimiz zihin jimnastiğiyle; kimimiz toplanıp durarak, kimimiz toplantılardan kaçarak; kimimiz coşkuyla, kimimiz sakin bir tonlamayla; kimimiz (bize yakışır) projeler üreterek, kimimiz (bize yakışır) gettolar, steril “sosyal ortamlar”, yaşam ve nefes alanları yaratarak sürekli bir şeyler yapıyoruz… Ancak bir bütün olarak, iktidara/seçimlere dönük olarak, toplumsal mevziler kazanıp ilerletmeye dönük olarak ve neticede siyasi olarak hep birlikte O-YA-LA-NI-YO-RUZ…
 
Oyalanırken, bir şeyler de yaptığımız için bir yandan durumdan memnunuz. Egolar yükseklerdeyse yaptıklarımızı pek önemsiyoruz. Başkalarının yaptıklarını, “Hıh, senin yaptıkların da bir şey mi” diye (içimizden ya da dışımızdan) küçümsüyoruz. Kimimizin egosu orta yahut düşük sıklet, “Ne güzel, herkes bir şeyler yapıyor işte, ben de yapıyorum, o da yapıyor, farklı farklı alanlar bir bütün oluşturuyor, arada dayanışıyoruz da, daha ne” diye tatmin oluyoruz. Kimimiz kendi “sosyal ortamı”na yaslanmış tümüyle, “Başkaları ne yaparsa yapsın bana ne, iyiye gidiyoruz işte” dolduruşu ve moraliyle.
 
Netice aynı, oyalanıyoruz ayrı ayrı yahut hep birlikte...
 
Sosyal mecra da güçlendi; ulusalcılık ve liberalizm arasındaki gerilim hattında gide gele, ayrı duruşumuzun ve kimliğimizin ısrarı ile, AKP’nin soldaki koltuk değnekleriyle didişe didişe yazıp çiziyoruz orada sürekli. Bir direnç belki ama başka mevzilere yönelmedikçe, yazıp çizerek oyalanıyoruz yine de.  
 
“Karşı taraf” iş yapıyor bir taraftan da. İşini yapıyor. İşinin önemli bir bölümü de bozgunculuk. Bizi oyalarken, onu da yapmış oluyor.
 
“Bizim taraf”, bu bozguncularla sonuna kadar mücadele edip, yazıp çizip yayıncılığını ilerleterek ideolojik gücünü ve donanımını gösteriyor. İcabında bir direniş hattı örüyor. Arada haklı ve etkili çıkışlar gerçekleştiriyor, arada sadece dırdır etmiş oluyor; ne olursa olsun her durumda sürekli karşı tarafa yükleniyor. Bilhassa Taraf yazarlarıyla, DSİP’lilerle, yeni tipte liberallerle vb. atışmalar ve memleket solcusunun onlarla sürekli “körlemesine” polemik hali, topluma açılmaya, mevzilere yönelmeye değil, daha çok (hatta yalnızca) iç konsolidasyona yarıyor kanımca. Oyalanmaya!.. Pek bir ilerleticiliği olmayan bir kavga ve kasılma halinde oyalanıyoruz sonuçta.  Kültürel alandaki karşılıkları da örneğin Pamuk, Şafak ve Altan üçlüsüyle uğraşmak olabiliyor galiba. Ya da komşularıyla. Siyasal alanda bir diğer “kayma”; iktidardan, yaklaşan seçimlerden, halkın iş, aş, ekmek, eğitim, sağlık, barınma vb. dertlerine uzanan, buralarda öneriler geliştirmeye çalışan stratejilerden, toplumsal mevzilere odaklanan “örnek uygulamalar”dan çok (ya da bunlar yerine) analiz ve söylemlerin öne çıkması, oyalanmanın bir diğer göstergesi gibi sanki.
 
Oyalanmak, bir taraftan rahat ve huzur da veriyor. Risksiz sonuçta. Gençler geliyor, gençler gidiyor. Bir süreliğine ilgi duyanlar geliyor, bir süre sonra ilgisini kaybedenler kaçıyor. Oyalanırken çok büyük riskler almak gerekmiyor.
 
Malum, Gezi’de çıkmayı başardık oyalanma alanının dışına. Bir yıkımı durdurmaya dönük somut bir hedefin etrafında birleşerek ve özgürlüklerimiz için, geleceğimizin karartılmaması için çok daha ötesine geçerek.  Şimdi bu “çıkış”ımızı (belki bir sonraki yazıda açabileceğim) yaşanabilir/yaşatılabilir deneyimler sunan sosyal mevzilerle sürdürebilir, geliştirebiliriz belki. Tabii bir “patlama” olmadığı sürece, bu alandaki gelişimi, projecilik/yerelcilik/çevrecilik/ mikro siyaset/reformizm vb. diye küçümsemeyi de tercih edebiliriz! Sanki bir tür siyaset diğerinin yerine geçiyormuş, biri yapılınca diğerinin terk edilmesi gerekiyormuş gibi.
 
Bir de büyük siyaset ve seçimler var tabii. Türkiye’nin önemli dönüşümler yaşadığı bir süreçte, üç seçimin birini devirdik, birine yanaştık iyice, bir diğeri de seneye. Yerel seçimlerde “oyalanma alanı”nın dışına çıkan somut kazanımlarımız oldu mu? Bir, iki mevzi dışında maalesef pek bir şey olmadı. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde boykot, mevcut dengelerde çaresiz kalmak ve oyalanmak değil mi? Öyle gibi. Yarın, genel seçimler için hâlâ geç değil tabii!
 
Elbette, oyalanırken de “güçlenebilir” sol. Örgütlenebilir. Ancak 1’ken 2 olmak için uğraşıp didinirken, arada 1.5’a gerileyip yeniden 2 olmak için enerji biriktirirken, sonra bir ara 1.3’e kadar gelip 1.7’ye çıkmışken vb. vb., üç, beş yılda 2 olduğunda; arada somut toplumsal mevziler, neyi nasıl başardığını halka gösterdiği uygulamalar vb. içinden geçmediyse, 2’yi hızla ortadan ikiye bölebilir bir yandan da. (Zamanında Galatasaray Lisesi’nde, sözlüye kaldırdığı 2 öğrenciye, “Size 2 veriyorum, aranızda paylaşın” diyen matematik öğretmeni gelir nedense akla.)  Üstelik, 1, 1.5 yahut 2 olmanın “toplumsal” olarak anlamı da çok farklı değildir bu süreçte. 1’ken 100 ve hatta 1000 ve hatta 1 milyon olup iktidarı alabileceği “durumlar”ı bekleyip 2’ye dönük oyalanmaya devam eder genelde.  1-2-4-8-16… geometrik dizisini yakalayabileceği gidişat ise – toplumsallıkta hiçbir zaman böyle düzgün ilerleyen bir dizi, lineer gelişim vb. yakalanamayacak olsa da – toplumsal mevzilerde ve onları ilerletmekte kilitli olabilir.
 
Yapabileceğimizi göstermek, insanların hayatlarına ve geleceklerine dokunmak, örnek oluşturacak işler yapmak, bunları kazanım haline getirip üzerine çıkmak… Mikro ölçekli projeler de, makro ölçekli siyaset ve üç seçim (türü) de fırsat bu anlamda.
 
Ancak başa dönersek, tüm bu oyalanma dünyasında (ve belki de oyalanma sayesinde) siyasal bir partinin temel uğraşına, seçime, iktidara, sosyal mevzilerle örülmüş (kısmi ya da genel) başarıya yönelen bir solumuz yok şu anda. Dünyada yaşanan deneyimleri Graz’dan Belçika’ya, Yunanistan’daki Syriza’dan Slovenya’daki Birleşik Sol Parti’ye bu sayfalara taşıyoruz arada. Hepsine farklı yönleriyle burun kıvırmak mümkün elbette. Önemli bir meziyettir oyalanma âleminde!
 
Dünyada, orada burada yaşananları, kısmi, farklı, aykırı, yerel, “bize uymayan”, reformcu vb.  başarılar diye küçümsemek en kolayı zaten. En iyi oyalayıcı…
 
Oyalanıyoruz, iyi oyalanıyoruz sonuçta. İyi ki değil, ne yazık ki oyalanıyoruz!.. Daha da uzatmadan (oyalanmadan!) son bir “ayırıcı” belirleme ve dilekle bitirmeye çalışıyoruz:
 
İnsanlar ve tüm oluşumlar ikiye ayrılır; gerçekten bir şey yapanlar/yapmaya çalışanlar ile yapar gibi görünenler/yapmaktan çok olmaya çalışanlar… Yapanlar, yapmaya çalışanlar iktidara yürüyebilir; yapar gibi duranlar, olmaya çalışanlar sadece oyalanır...
 
Yapanların çoğalması dileğiyle…
 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
07-08-2014, 17:21
Mesaj: #2
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak…
Yazının fon müziği şarkısı Bulutsuzluk Özlemi - Yetmiyor Yetemiyor.

+18 : Labualilik, gereksiz ironi ve dağınık bir dimağ içerir.

Türkiye solu için diyebileceğim noktada birleşiyoruz. "Penceremin perdesini havalandıran rüzgar, bana esmeyi anlatma. Es a..!".

Oyalanma hali tespitini doğru bulmakla birlikte seçimlere verilen bu aşırı önemi doğru bulmuyorum. Gezi'de hergün barikattaki genç "şunlar bir İstanbul'u kaybetsinler gerisi gelir" diyip Sarıgül'e bas geç diyorsa" Ultra laik teyze : "Biliyorum evladım Ekmelleddin'in İslamcı olduğunu ama başkanlığı Tayyip'e kaptırmamak gerek" diye Ekmelledin'e basıyorsa seçimlerin çok da önemi yok gözümde. O da farklı bir oyalanma hali. Benim bir enişte var mesela otur muhabbet et senden benden sosyalisttir bildim bileli CHP'ye oy verir. Her seferinde de "ehven-i şer" şerhini koyarak. Oy verdiği ilçede çok taşşaklı bir sosyalist aday olsa o yine gider CHP'ye verir.

Öznellik berbat da nesnellik çok mu iyi bir yandan? Hani biz iş aş ekmek derdini falan süper anlatsak bütün yoksul mahallelere aşevleri falan kursak ne bileyim yakıt yardımı yapsak ya da AKP'nin şimdi yaptığının on katını yüz katını yapsak "agalar sosyalizmde işte böyle olacak. iş aş haydar baş değil iş aş sosyalizm olacak" desek kitleler akın akın "iyiymiş la bu sosyalizm" diyip mücadele mi edecek? O adam mücadele etse şimdi AKP için ederdi. Kumanyasını yol parasını vermeyince mitingine bile gitmiyor. Somut kazanım için bile etmiyor.

İşçi sınıfının büyük bir kısmının hali bu. Ya diğerleri

Örgütlü mavi yakalılar : Bunlar zaten Türkiye solunun organik elemanları olduğu için aynı oyalanma halindeler. Gezi'deki Disk'in ve Kesk'in göstermelik oturma eylemi çok güzel bir örnek. Millet günlerce gaz yiye yiye mutanta döndü. Benim TC Sibel Uzun bacım, özgürlükçüsü, hipsterı, troçkisti, tikkisi, erasmus yapmışı, devrimci demokratı, komünisti gaz soluya soluya yoldaş oldu da bizimkiler TÜnelden yukarı çıkamadı

Örgütsüz beyaz yakalılar: Bence işçi sınıfın politik olarak en diri (en ileri demiyorum) bölmesi bunlar. Ben mesela. Diriyim diri olduğum için kafayı yiyorum. Ha bunların da kapitalizmle derdi yok o ayrı. Olur mu? Olur herhalde. Şimdi seçimde Selocan'a ya da Ekmeleddin'e oy verecekler. Ben de oy seçmen pusulamı çekmeceye koyup "Vermicem vermicem kuruyup gitse de vermicem" diye dolanıcam. Şimdi sosyalist bir parti çıksa dese ki : "Ey beyaz yakalılar, Hepinize müdürlük, yurtdışında expat kariyer imkanı, her sene paris, floransa, barcelona tatili, iPhone5s, öyle şirketin verdiği kıytırık 10-20 liralık değil sınırsız sodexho, herkese lalekart hem de öyle en elit premiumundan, bir de şirket arabası" Sosyalizmde de kültür sanat coşacak, lalekarta ihtiyaç olamayacak, yemek falan dert olmayacak sodexhoyu artık ne yaparsan yap, sosyalizm bolluk toplumu bebeğim, toplu taşıma şıkır şıkır olacak, metrobüs ne a..." dese. "Yok ya Kılıçdaroğlu dürüst adam" der.

Politik olarak dirilik nereden çıktı dersen. Genel olarak kafası çalışıyor. Ama genel olarak. Bİzim meşhur Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik üçlüsünden Özgürlüğü gayet iyi anlamış. Değerini de biliyor. Kardeşlik kısmı eh işte. Eşitlik konusunda da ekonomik eşitliğe pek inanmıyor. Ne yani herkes aynı maaşımı alsın? Ben eşşek gibi çalışayım öbürü yan gelip yatsın. Bari performans pirimi olsun.

Ama geçtiğimiz Haziran'ın ağırlıklı kısmı sınıfın bu bölmesiydi. Diğer yandan Maltepe'yi Tuzluçayır'yı Lice'yi Okmeydanı'nı yanlız bırakan da bu kesimdi...

Geçtiğimiz yerel seçimlerden sonra bir iş görüşmesine gitmiştim. İK uzmanı Hatun gönüllü sandık görevlisiymiş. Ayağını kırmış bunun üstüne. Bütün gece kırk ayağıyla oy çuvallarının başında beklemiş. Sorsan Sarıgül'e vermiştir de sormadım. Görüşme sırasında bir yandan twitterdan Ankara sonuçlarını takip ediyor falan. Bir yandan da pozisyonu anlatıyor. İşini de feci ciddiye alıyor. Durum feci trajikomik; Seçimlerde büyük ihtimalle sol bir partilerden birine oy atmış bir kişi kapitalizm daha iyi işlesin diye çırpınıyor. Eski iş deneyimleriniz, istediğiniz ücret vs. İyi ki "5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz" diye bir soru sormadı. Sorsaydı ".... ..... görmek istiyorum" yanıtı hazırdı. Tabi ki içimden. Şimdi bu ağaoğlu bilmem ne tower sitesinde oturup ayda 3-5 bin kredi de ödüyordur allan salağı. Mücadelen kiminle bebeğim? Sarigül kazansaydı Ağaoğlu My Elite Premium Fantastik Süpersonik Mega Towerla donatacaktı. Sen de o Ağaoğlu My Elite Premium Fantastik Süpersonik Mega Tower'dan öküz gibi krediye girecektin. O krediyle Ağaoğlu zengin olacaktı Tayyip malını götürecekti. Borç ve inşaat rantıyla dönen Tayyip ekonomisine can olup akacaktın. Sonra beni işe alacaktın. Benim de maaşım yükseldiği için ben de ne bileyim altıma daha iyi bir araba çekecktim. Sonra hepimiz muhalif olacaktık. Gaz yiyecektik. Porsche'li eylemci gördü bu gözler yeminlen. Benim araba zevkimi çok görmeyin. Porsche'liyle berberde tanışmıştık. Adam gezi parkında yatıp kalkıyormuş günlerdir. Bizim berber de AKP'li ama bizim muhit azıcık kalburüstü olduğu için hep CeHaPe seçmeni.Adam sesini çıkarmıyor. Yağlı müşteriyiz. Berber de sosyetik berber takılıyor. Belki bu Porscheliyle bizim İK'cı tanışır evlenirler çocukları olur adını Berkin koyarlar ama Okmeydanı'na bir kere bile uğramazlar....


Örgütlü beyaz yakalı : Örgütlü beyaz yakalı mı olur len? TMMOB'dur o.

Bir de bunlara ek olarak benim babamla kayınpeder var. Emekli öğretmen. Bütün gün Halk TV seyreder, Tayyip'e giydirir, Facebook'ta paylaşım rekoru kırar, Sözcü okur. Benim ki arada sol, birgün ve yurt da okuyordu. Bir tek Birgün ayakta kalmış. Gider Ekmelleddin'e oy verir. CHP'ye sinirlenir. İP'e vereceğim der sonra seçimlere iki gün kala "yok ya CHP iyi bunlara verirsem oyum boşa gidecek der". Benimle tartışır. Hani mevzu mevzi kazanmaksa sosyalist olmasa da İP baya bir mevzi kazanmıştı. Hatta ben bir ara derdim ki içimden bu Doğu Perinçek bence Leninizmi ve siyaseti çok iyi kavramış ama sosyalist değil. Hatta bana bir ara Leninizm-Siyaset ilişkisini en iyi bunlar uyguluyor ama kimseye diyemiyordum. Ah adamlar bir de sosyalist olaydılar. İdeolojik olarak yamuk olmasa on numara siyaset yapan parti. (Bİr de devletle girdikleri tuhaf karanlık ilişkiler var-dı) Tabi bunu etrafıma söyleyemiyordum. Oh be söyledim. Neyse demek istediğim mevzi kazananı da vermiyorlar. Varsa yok sa CeHaPe. Sağ seçmen öyle değil bak. Saadete, Millet Partisine, Büyük Birliği'ne de, At Partisi de basar oyunu otuz yıl. Adnan Hoca parti kursa ona da şevkle oy verecek bulunur.

Bir seçim ne ister? şeffaflık ister, adalet ister, asgari demoktratik standart ister, demokratik katılım ister. Türk kızı gibidir ister de ister. İsveç miyiz biz? Doğuda silah zoruyla sandık alıyorlar, oy yakıyorlar. Ha dersen ki her ile İKEA kuralım. İKEA'da yapılsın seçim. İsveç'ten seçim gözlemcisi gelsin. Sandıkları da Gustav Kuvaljök tasarlasın. Oyları da onlar saysın belki o zaman olur bak. O zaman millete İsveç köftesi dağıtır bu AKP yine alır oyları.


Bence bu ülkedeki en büyük sorun sol açısından bu ülkede ciddi bir zeka sorunu olması. Yemişim seçimini. Geçenlerde avrupa ülkelerindeki IQ ortalamalarını gösteren bir haber okudum. Durum içler acısı. Orta zekayla durgun zeka arası biryerlerdeyiz. 35 yıldır nasıl beynimizi mıncıkladılarsa artık. Sol açısından ciddi mesele bu. Aziz Nesin haklıymış diye her seçim sonrası aynı geyiği yapan CHP'li oldum da bence o da o ortalamanın içinde. Olmasa zaten CHP'ye oy vermez. Afersiniz ama sağcısıyla, solcusuyla, örgütlüsüyle, örgütsüzüyle gerizekalı bir halkla seçim sandığına gidiyoruz her seferinde. Sonra niye böyle oldu. O kadar da mevzi aldıydık. Halk gerizekalı. Sen de gerizekalısın. Aynı şeyleri deneyip duruyorsun. Sonra "niye olmadı?". Tabi bunlar hep iyot eksikliğinden. Tayyip de tuzu bu yüzden yasakladı herhalde lokantalarda. İyotlu tuz iyidir iyi. Zeka açar.

Hangi küçük çocukların oynadığı bir oyun var. Geometrik şekilleri uygun deliklerden geçirip kutuya atıyorsun. Bize de vermişle bir kutu, üç tane şekil. Hangi dördüncü şekil de Süpersonik Harika Ultra Sosyalist Devrimci Ama Halkla İlişkileri de İyi Mükemmel Parti olsun. İşte adam o SHUSDAHİDİMP'yi eline alıp kutunun içine atamıyor. Çünkü köşesi çok. Varsa yoksa Sarigül, Ekmelledin, Selocan vs. Ha böyle bir parti de yok benim gözümde ya neyse. Olsa bir dakika durmam ön sipariş veririm.

Aziz Nesin demişken bence Aziz Nesin ve son taşşaklı solcu aydın kuşağı bittiği zaman biz en büyük mevzimizi kaybettik. Bir Yalçın Küçük kalmıştı o da delirdi.Devrimci durum varmış şu an öyle diyor. Ne diyeyim. İnşallah haklıdır. İşte o kuşak bitince bizim ne ağırlığımız kaldı ne birşeyimiz. Yapılanlar da yetmiyor yetemiyor.

Ama seçimle olmaz o iş. Kızın çıktığı varmış.

 
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
07-08-2014, 19:02
Mesaj: #3
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak…
Seçimleri boykot oyalanmak mı? Oyalanmamak için ne yapacağız? Ekmeleddin'e mi Demirtaş' mı çalışacağız? Ekmeleddin'e veya Demirtaş'a çalıştığımızda oyalanmamış mı olacağız? Hadi Ekmeli geçtim, Demirtaş'a nasıl oy isteyeceğiz... Vatandaş oy ver gericilere daha iyi koltuk değnekliği yapalım mı diyeceğiz? Vatandaş oy ver ABD planlarında daha iyi rol kapalım mı diyeceğiz? Vatandaş oy ver istihbarat teşkilatlarının daha iyi uşaklığını yapalım mı diyeceğiz? Vatandaş oy ver etnik kavgalarla daha çok kan dökelim mi diyeceğiz? Vatandaş oy ver ağalarımızın, beylerimizin ve onların emperyalist ağa ve beylerinin hayallerini birlikte gerçekleştirelim mi diyeceğiz? Vatandaş oy ver ABD ordusunu bölgemize birlikte davet edelim mi diyeceğiz? Vatandaş oy ver Kürt işadamlarımız biraz daha palazlansın mı diyeceğiz? Vatandaş oy ver Oslo masasında daha çok mayının ve daha çok bombanın muhabbetini birlikte yapalım mı diyeceğiz? Vatandaş oy ver ABD den Suriye'nin liman şehirlerini birlikte isteyelim mi diyeceğiz?... Komünistler "oyalandıklarının" farkında... ama gün gelir oyalayanlarımızı oyarız... BOYKOT ULAN! (taraftar dinamiğine atfen)
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
09-08-2014, 09:40
Mesaj: #4
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak…
Hem KP'nin hem de HTKP'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde boykota gitmesi, dışa dönük değil, parti içine dönük siyaset yapmanın ve öncelikle partilileri konsolide etmeye çalışmanın bir sonucu. HDP'yi destekleseler, üyeleri bir arada tutan motivasyona, örgütsel kibre, Türkiye devrimciliğinin en ileri mevzisi oldukları mitolojisine zarar vermiş olurlar. O halde yapılacak en doğru seçim, tıpkı savaşın ortasındaki bir Antik Yunan veya Roma lejyonu gibi kalkanları dip dibe getirerek çelik bir partili çekirdek yaratmak ve toplumdan devşirilecek bireylerle lejyonun saflarını birer ikişer genişletmek. Böyle böyle siyasal devrim yapacaklar. Sonra da içinde halk olmayan toplumsal devrimle sosyalist devrimi tamamlayacaklar. Yiyen var mı? Var tabii üç beş bin kişi.

O değil de, Demba Ba'yla bu sene Beşiktaş çok farklı oldu be Ali.
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
10-08-2014, 14:18
Mesaj: #5
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak…
"Aziz Nesin demişken bence Aziz Nesin ve son taşşaklı solcu aydın kuşağı bittiği zaman biz en büyük mevzimizi kaybettik. Bir Yalçın Küçük kalmıştı o da delirdi.Devrimci durum varmış şu an öyle diyor. Ne diyeyim. İnşallah haklıdır. İşte o kuşak bitince bizim ne ağırlığımız kaldı ne birşeyimiz. Yapılanlar da yetmiyor yetemiyor.Ama seçimle olmaz o iş. Kızın çıktığı varmış." guzel

En son TKP'nin KP ve HTKP bölünmesinde, kentlilik çok tartışıldı. Önce bir taraf kentlilik vurgusu yaptı, diğer taraf aynı vurguyu yaptı falan, üyelerde sevindilerdi o dönemde, her iki tarafta kentlilik var, tek kongre olursa köylü sapma yok diye. 15-16 Haziran,İstanbul , Kocaeli'nde olmus, Gezi Kent merkezlerinde olmuş, kentlilik vurgusu denilen şey,antalyada portakal ağacı vardan öte bir şey değildi. Üyelerinde saf saf ne kadar doğru söylüyorlardan öteye gitmiyordu akıl. siyaseten oyalanma değil sadece ortada olan. yıllar yılı kıl tüy örgütsel meselelerden siyaset yapa yapa solun aklı da ebleh bir şey oldu.
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 3679
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 5837
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 11191
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4351
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 10018
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3239
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4808
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5846
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 16211
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 24948