Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
19-06-2014, 18:05
Mesaj: #1
Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
[Resim: Ads%C4%B1z2.jpg]

Kahramanımız Aydın. Yarı-aydın, kara-aydın, kirli-aydın, kibirli-aydın, karşı-aydın… ne olursa olsun, bir şekilde aydın işte!
 
Hani eski zamanlarda, eski tüfeklerle birlikte yanlışlıkla karakola götürülüp gözaltına alınan bir vatandaş “Ben anti-komünistim” diyip yırtmaya çalışmış da, “Ben antisini, mantisini anlamam, komünist komünisttir” demiş ya komiser, o hesap.
 
Kahramanımız Aydın, mekânımız taşra. Ama organik bir bağlantı yok ortada. Anlatım da çok organik değil zaten. Gerçekliğe uzak biraz. Onunla iç içe, hemhal olmuş değil. Organik demişken tarım geliyor şimdi daha çok akla ama sanat ve aydın da hariç değil. Kahramanımız aydın. Uzak aydın. Gramscigil tanımıyla organik değil, geleneksel aydın. Yarı-aydın, kara-aydın, kirli-aydın, kibirli-aydın, karşı-aydın… bir şekilde aydın işte!
 
Gerçekliğe uzak dedik ama temel meselesi, “sahicilik–ikiyüzlülük”  yahut “dürüstlük–yapaylık”, olmadı “özveri-bencillik” veya “samimiyet-sahtecilik” olan bir film bu.
 
Evet, bu yazıdaki konumuz bir film. Üç saat yirmi dakika boyunca bu “sahicilik-ikiyüzlülük” gerilim hattında gidip gelen bir film. Aydınımız hep bu alanda gerilip durmuyor mu zaten? Temcit pilavı o yüzden. Çok pişince, biraz dibi de tutmuş sanki. Ama “sanat sineması” dediğimizde, dünyanın en büyük ödüllerinden birine konmuş. Hürmet ediniz… yahut insaf ediniz, elinizi vicdanınıza koyun yahu!
 
Vicdan ve ahlak üzerine bir film zaten bir yönüyle de. Vicdan sözcüğünü ağzından düşürmeyen Aydın’ın gerçek ahlakı, ahlaksızlığı, vicdanın arkasına sığınan korkaklığı üzerine. Kötülüğü mü demeli yoksa?
 
“Kötülüğe karşı durmak/durmamak” konusu da tartışılıyor filmin ortasında bir yerlerde.  Uzunluğu düşünüldüğünde, belki de başında. Tartışma çok zaten. Arada taşra, kış, bozkır ve Peribacaları manzarası vermeyi ihmal etmeseler de ,baştan sona habire konuşup tartışıyor kahramanlar. NBC önceki filmlerinde fotoğrafa/imgeye çok ağırlık verdiği, öyküyü ihmal ettiği eleştirilerine, “madem öyle, alın size muhavere” diyerek bir şekilde yanıt vermiş işte.
 
Evet, nerede kalmıştık; tartışılan konu “kötülüğe karşı durmak/durmamak”. Aydınımızın üzerlerinde tahakküm kurmaya çalıştığı iki yakını, eşi ve ablası, “kurmamalı, özgür bırakmalı” derken; aklıselimi temsil eder gibi görünen yarı-aydınımız, “tabii ki kötülüğe karşı durmalıyız” lafzının arkasına sığınıp, neredeyse kötülüğün kendisi oluyor.  Karşı-aydın bu; iyiliğe karşı, kötülüğe karşı, iyinin ve kötünün ötesinde olanlara karşı, her şeye karşı… “özgürlüğe sınır çekmenin” ustası.
 
Aydın’ın bu sefil/kötücül hale düşmesinin nedeni ne peki? Kendisine dönük “çevre”den gelen üst düzey beklentiler, kendisinin potansiyellerini heba etmesi ve alt düzey gerçekleşmeler, yetersizlik, vazgeçişler, tavizler, ihmaller, birikimsizlik, çok dağılmak, şu, bu. Öyle mi sahi? Evet, potansiyelleri var insanın. Aydının da var. Gerçekleşmeyebiliyor bazen. Yarıda kalıyor! Engeller var. Kimisi sistemden, kimisi kendinden, kendi tercihlerinden kaynaklanıyor.  Başarı pompalaması ve hayal kırıklıkları da var. Ah şu “kaybeden / loser” olma meselesi var bir de. Sahici, has, esaslı yaratıcılar olmak başka, yüzeyde dolaşıp ahkam kesmek başka. Yarı-aydın bu sonuçta… Asıl neden toplumsal olabilir, ama o pek hissedilmiyor filmimizde galiba.
 
Aydın özelinde hissedilmiyor, taşra çevresinde ise “bişiler” hissediliyor. Ancak sadece“zengin-yoksul” karşıtlığının en genel ve karikatürize halinde bir şeyler var sanki. İçinde nedense Yeşilçam klişeleri bile var. Diğer gerilim hatlarında, yarı-aydına dönük psikolojik yüklenmelerde derinleşme girişimleri olsa da, toplumsal alanda bu derinlik pek yok, yüzeyde var sadece.  (Sinema genelde köpük sanatı olduğu için çok bir sorun yok belki de.)
 
Oysa ki o sinir bozucu, ikiyüzlü, kibirli davranışların arkasında da – şehirde “yenildikten” sonra babasının mülkünün peşinde taşraya yerleşmiş sahteci bir aydının arkasında – her daim çıkarlar, iktidar ve mülkiyet var. Ezenlerin çıkarlarına karşı ezilenlerin yanında toplumcu/eşitlikçi mücadelenin içinde durup durmamak var. Filmde yok. Yarı-aydında yok. Belki yokluğuyla var.
 
Sırıtıp duruyor aydınımız o yüzden. Kıvırıp duruyor. Yüzeyde gezdirdiği klişe düşüncelerini, derinden sayıyor. Konuşuyor, çok konuşuyor, konuşmalarıyla çevresindekileri, yakınındakileri egemenliği altına alıyor. Onlar da fena değil hani. Onların da çeneleri iyi. Başta kekeme olanlar, sonradan konuşmaya başladıklarında açılmışlar. Hep ezilmişler. Mülkiyete ve iktidara, evin reisine ve “bölgenin ileri gelenleri”ne boyun eğiyorlar bir şekilde. Kendilerini, vicdanlarını rahatlatmak için “okula yardım kampanyası” düzenleseler de, mülkiyet sahibi hep tepelerinde. Rahatlama yok bu dünyada, yarı-aydınımız hep eziyet etmekte.
 
Sadece yakınındakilere olsa yine neyse. Vahşi doğayı bile zaptetmeyi denemekte. Anadolu bozkırının yılkı atlarını mesela. Tabii parasıyla. Müşteri de istiyor zaten. Müşteri velinimettir mülkiyet dünyasında. Ama can sıkıntısının yanı sıra, vicdanın kırıntısı da var ya, karlı bir kış sabahında atını vahşi doğaya geri salabiliyor icabında… Ama vicdan sadece kırıntı düzeyinde ya, filmin sonunda ava çıkıyor, vahşi doğanın ortasında bir tavşanı mıhlıyor mesela. Bakın hele şu hayvancağıza, nasıl da hâlâ nefes alıyor, can çekişiyor… Merhamet biraz ya! Yarı-aydın bu, yazarken bazen etse de, yaşarken asla merhamet etmiyor…
 
Tavşanla birlikte yarı-aydın da can çekişiyor. Sadece vahşi doğayı değil, insan doğasını da, yakınındaki insanların aklını ve eylemini de zaptetmeye çalışıyor. Zaten en mahir olduğu konu bu değil mi?
 
Başkalarını (genç eşini ve “loser” ablasını) sıkıntıya ve boşluğa düşürmenin egoizmi ve konformizmi var Aydın’da sonuçta. O başkalarının da, bu kişisel sıkıntılarından çıkamamalarının, Aydın’dan kopamamalarının manasızlığı var bir yandan da.  Sıkılıyorlar, çok sıkılıyorlar, ama başka denizlere açılacak denli cesur olmadıkları için bir şekilde katlanıyorlar!
 
İnsanların sıkıntısının yanında taşra sıkıntısı da var tabii. Karla kaplı bir doğanın ortasında kapanıp kalmanın sıkıntısı. O da katlıyor, büyütüyor sıkıntıyı. (Bu taşra sıkıntısının daha esaslısı Tepenin Ardı’nda vardı sanki).
 
Mevsimsel sıkıntılar var sonra. Mayıs’ın sıkıntısı olur da, kışın olma mı? Yarı-aydın için dört mevsim can sıkıntısı... O sıkıntılarını dandik şeyler yazarak aştığını sanıyor, kendini aldatıyor da, diğerleri ne yapacak? Hem ne sıkılıp duruyor ki bu köleler; rahat kıçlarına mı battı allahaşkına? Yarı-aydın için dört mevsim konformizm olmalı bu dünyada.
 
Sıkıntılar ve gerilimler olunca, gerilim ve sıkıntı ayarları da oluyor haliyle. Kimisi iyi ayarlanmış/ bağlanmış. Kimisi zayıf ve klişe kalmış. Çehov’un dediği gibi “Oyunun başında bir silah görününce oyunun sonunda muhakkak patlıyor” ya, NBC de ateşi gösterince ateşe attırıvermiş paracıkları. Yoksul adamın onuru, Yeşilçam klişesinin dışına çıkmamış. Aydın’ın cipinin camını kıran “borçlu aile” çocuğunun tokadı yediği sahnedeki gerilim de aynı şekilde. İşe bakın ki Nejat İşler iki sahnede görünüyor, ikisi de klişe, Yeşilçam klişelerine iyi gittiği düşünülmüş herhalde.
 
Sürprizli olanlar da var tabii. Gerilimlerin iyi ayarlandığı. Aydın’ın vicdan yüklü Shakespeare alıntısına yanıt üreteyim derken güle güle kusmaya başlaması mesela. Çamurlu ayakkabılardan kurtulmuş yoksul misafir ayaklarına, kadın terliği giydirilmesi ya da.
 
Neyse, çok fazla “spoiler” verdik bu yazıda. Aydın, yarı-aydın, kara-aydın, kirli-aydın, kibirli-aydın, karşı-aydın… ne olursa olsun, yetişir gari!
 
Gezi’den sonra “aydın” değişti mi peki? Sadece iki örnek isimle örnek verecek olursak; Yeraltından çıkıp barikatlara katılan “Dostoyevskici” Zeki Demirkubuz değişti. Kesin bilgi.  Taşra hikayelerinde ve yarı-entelektüellerin gelgitlerinde takılmaya devam eden “Çehovcu” NBC belirsiz. Hem onun imgesel/fotografik dünyasında kesin olan hiçbir şey yok ki…
 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
20-06-2014, 00:11
Mesaj: #2
RE: Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
ali mert de zahit atam'ın hatasına düşmüş, nbc'ye karşı zeki'den destek almaya çalışmış ama boş bir çaba bu. zeki demirkubuz haziran direnişi ile değişmedi. yirmi yıldır hep aynı yerde. barikata katılması ise sosyalist iktidar mücadelesinden ziyade nihilist dünya görüşünün getirdiği ahlaki bir seçim. nbc'nin alternatifi değil, farklı bir açıdan onun dünya görüşünün tamamlayıcısıdır zeki demirkubuz. haziran direnişine dair tespiti de etkin bir nihilist dünya görüşünü sergiliyor. kendisi eylemlere katılırken gerçekçi karamsarlığı elden bırakmamış ve sistemin önünde sonunda gezi direnişini kendine mal edeceğini, etkisizleştireceğini söylemişti. şimdiye dek bütün direnişlerde ve devrimlerde yaşandığı gibi. tarihte bütün devrimler karşı devrimle sonuçlanmış ve demirkubuz'a göre bu kez yine öyle olacak. zeki demirkubuz'un özgünlüğü burada devreye giriyor. önünde sonunda yenilgi olsa bile yine de sonuna kadar direnmek ve mücadele etmek en ahlaki seçim ona göre. eylemci olmasının sebebi de bu. üstelik nbc de direnişe katıldı. haziran ayında gezi parkı'nda çadır kuran sinemacıları ziyaret etmişliği var.
onların bakış açısından rahatsız oluyorsanız, kendi devrimci sinemanızı yaratmalısınız. ali mert ve arkadaşları, ülkenin komünist partisinin kültür bürosunun on senedir en tepesindeydiler. bu süre zarfında nbc'lere alternatif, etik ve estetik dertleri olan, devrimci bir sinemacılığın önünü açabildiler mi? imkanları varken, alttan gelen yetenekli kadroları verimli değerlendirebildiler mi? onlara mücadelede yaratıcılık sergileyecekleri alanları sunabildiler mi? sizin zihniyetinizin ürettiği en üstün eser "devrimden sonra" filmi oldu. onun da vasatlığı ve kitsch'liği ortada. maalesef böyle.
hani kaan arslanoğlu kemal okuyan'a "bizi kılıçdaroğlu'na siz mecbur bıraktınız," diyor ya, ben de öyle diyorum, bizi nbc'ye ve zeki demirkubuz'a ali mert gibiler mecbur bıraktılar.
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
20-06-2014, 10:08
Mesaj: #3
RE: Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
1. Dost acı söyler. Acıttığın için sağol.
2. Zekiciyiz ama tribünden!
3. "Yeni sinema"cıyız ama "Uzak"tan!
3.5. Köpük sanatı dediğim için hep tekme yiyorum, yakınlardan!
4. Anti-sinemistiz ama yine de sinefil!
5. Nihilizm için bir başka dost, edebiyat üzerine yazışırken farklı ve hoş şeyler söylemişti. İzniyle; "Edebiyatta en çok nihilizm heyecan yaratıyor bende, hatta bundan daha iyisi nihilizm-hümanizm (ya da diğer düşünce/değer sistemlerinin) çatışmaları.  Bunu ne kadar az edebiyatçı layıkıyla, yani edebi/estetik değerin pahasına olmadan başarabiliyor, öyle değil mi? Bizim Türklerde eksik bulduğum bu olabilir mi? Nihilizm, yozlaşma/düşkünlüğe varmadığında nasıl da coşku verici oysaki. "
6. Bir gün içelim Smile 
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
23-06-2014, 01:59
Mesaj: #4
RE: Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
   Hemen acele ettim yine!
 Gençliğimde oynadığım Tomas Fasülyeciyan da dahil müsamereler, iyi kötü şehirde büyümem, hasbelkader de üniversite okumamdan mütevellit, filmden sonra içim kıpır kıpırdı.Münevver,entelektüel, Aydın( kahramanımız)'dan beni Zola' ya götürecek hisler....Lakin ahh! eşimle filme 30 kaat verdiğimi düşününce 'Derin Uykudan Uyandım'
  "Belki bi gün hayat bize de güler' diyerek ve  de düz bi okuyucu olmanın hüznüyle Sabahattin Ali'nin ''İçimizdeki Şeytan" ı bitirdim. 
   Hey gidi tarkovski hey gidi 'Kurban'Smile
   Bi de 3 yıl önce yine bir kış günü ilk defa gitmiştik Kapodokya'ya . Nostalji oldu iyisinden.

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
03-07-2014, 00:17
Mesaj: #5
Smile RE: Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
Eh insan yazıyı okuyunca hâliyle merak etmekten kendini alamıyor, peki böyle lanet bir film niye (ya da "ne için", hatta "nasıl oldu da" ) en kocaman ödülü aldı diye, değil mi? Altın Palmiye senin neyine! [img=21x21]images/smilies/shy.gif Evet, bunun cevabını da istiyoruz sayın yazardan. 
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
06-07-2014, 21:59
Mesaj: #6
RE: Dört mevsim aydın uykusu, kış hariç değil…
"iyinin ve kötünün ötesinde", filmin çağrıştırdıklarından hareketle "yarı-aydın"a dair bir değerlendirme yapmaya çalışmıştım. filmin "iyiliği"ne ve "altın palmiye"yi hak edip etmediğine dair bir değerlendirmeden uzak durdum. (ya da durduğumu sanıyorum). her şeyden önce yarışmaya katılan diğer filmleri izlemediğim için kimin hak ettiğine dair bir değerlendirme yapamam diye topu dışarı atabilirim kolaylıkla Smile günümüz sinemasında, takip edebildiğim kadarıyla, bende heyecan uyandıran, düşündürücü/sorgulatıcı filmler üreten yönetmenler arasında dardanne kardeşler, haneke ve ken loach başta geliyor gibi. tutup jüriye falan koysalar, kendi adıma onlar dışında kalanlara pek vermem ödül mödül! ama onlar dışında, türk sinemasında olsun, orta doğu, asya, avrupa, amerika vb. sinemalarında olsun onlarca iyi film üretiliyordur yılda, izleme şansını bulamıyorum çoğunu, bilemem yani. festival kuşu olmadığımdan, if istanbul vb alternatif etkinliklerde "parlayan", aradan fırlayan, bir parlayıp bir sönen vb. yeni anlatıcıları/yönetmenleri tam takip edemiyorum. anti-sinemist ruh halinde sıyrılıp sinefil döneme girdiğimde, üst üste beş on film izledikten sonra, "kaçınlımaz olarak" anti-sinemizme geri dönüyorum. bir şekilde "sahte" geliyor "beyaz perde" ve has edebiyata kaçıyorum. ya da illa sinema olacaksa arşivden yahut internetten godard, bergman, taviani kardeşler vb. izliyorum. (bu arada yutup'ta da üj bej tane sağlam alain tanner filmi de var, geçenlerde keşfettim, tavsiye ederim.) beri yandan, paralel edebiyat evreninde nobel jürisi/orhan pamuk dünyasına anıştırmalarda bulunayım mı diye de düşündüm ama haksızlık olur o kadarı cannes'a ve nbc'ye. sahi kimler varmış jüride, oraya da doğan hızlan'ı koymamışlardır herhalde Smile 

not: [img=21x21]images/smilies/shy.gif  neyse görükmüyor. "shy"dan hareketle tahminim, utangaç bir emosyon olsa gerek. 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4507
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6970
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12580
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5378
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 12121
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3801
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5618
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6642
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 18728
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 27690