Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
19-03-2014, 01:42
Mesaj: #1
Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Soruyu Erkin Özalp'e mail yoluyla sordum. Onun önerisi üzerine buraya da taşıyorum. Doğru başlık mı bilemedim.

"Selamlar,
Uzun zamandır kafamı karıştıran bir konu üzerinde sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.
Sizce laiklik mücadelesi çoğunluğu dindar olan işçi sınıfını uzaklaştırır mı? İşçi sınıfına hitap edebilmek için dini inanışlarına saygı duymak adına aydınlanma mücadelesinden laikliği savunmaktan geri mi durmalı sosyalistler?
Teşekkür ederim.
Kolaylıklar."

Erkin Özalp'in cevabını da paylaşayım öneri ona ait olduğu için sakıncası yoktur diye düşünüyorum buraya taşımamın.


"Merhaba...

Açıkçası, Teorisyeniniz Devrimciydi'de yazdıklarımın hâlâ doğru olduğunu düşünüyorum:
Alıntı: Örneğin, Türkiye’nin gündeminde, farklı kesimler tarafından “gericileşme”, “laiklikten uzaklaşma”, “çağdaş yaşam tarzlarına müdahale” ya da “şeriat tehlikesi” olarak tanımlanabilen bir sorunun bulunduğu açık. Ama bu sorunun halkı “laiklik yanlıları” ve “dinciler” olarak bölecek şekilde tartışılması, halkın dinsel inançlarını sömürerek siyasal ve maddi çıkar elde edenlerin elini güçlendirebiliyor. Oysa AKP’yle ve başta Fethullah Gülen Cemaati olmak üzere cemaat ve tarikatlarla mücadelede, yolsuzluklarının, baskıcı uygulamalarının ve emperyalizmin işbirlikçiliğini yapmalarının üzerine giderek, dinsel inançlarla asıl ilişkilerinin onları kendi çıkarlarına alet etmek olduğunu göstermek, çok daha sonuç alıcı olacaktır.

Bir başka deyişle, "laiklik mücadelesi"ni, "kendi başına bir ilke/değer olarak laiklik"in savunusu şeklinde yürütmek yerine, (bugün için) dindar (olan) kesimlerin de hak verebileceği bir çerçeveye yerleştirmek gerektiğini düşünüyorum.

Çok daha açık şekilde yazacak olursam:

1) Bence, halkın onaylayacağı şekilde gerekçelendirilmemiş bir laiklik mücadelesi, çoğunluğu dindar olan işçi sınıfını gerçekten de uzaklaştırır...

2) Doğru bir dil tutturulduğunda, doğru hedeflere işaret edildiğinde, aydınlanma mücadelesinden de geri durmak gerekmez, laikliği savunmaktan da...

Tabii ki yalnızca, ilk anda aklıma gelenleri yazmış oldum. Tartışmayı derinleştirecek olursanız, ben de görüşlerimi paylaşmaya devam ederim.

Bu arada, bu tartışmayı açık şekilde (örneğin Eşitlikçi Forum'da!) yürütmemiz, çok daha fazla kişinin görmesini sağlayarak, daha verimli olmaz mıydı Smile

Dostlukla...

Erkin."
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
19-03-2014, 02:22
Mesaj: #2
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
selamlar,

Aydınlık ve ilericilik mücadelesinin halkın taleplerine göre şekillendirilmesinin doğru olduğunu düşünmüyorum.
"Halka rağmen, halk için " sözü, durumu ifade açısından oturur sanırım. "Ben bilirimcilik" ten öte jakoben bir tarz izlenmesi, yıllardır egemen ideoloji şemsiyesi altında yaşayan halka, yumuşatılmış bir tarz yerine daha keskin ve vurucu bir tarzın tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Bu marksist bütünlüğün korunması açısından da önemlidir.  İşçi sınıfını yakınlaştırmayacağı açık, ancak tarz olarak doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum.

Bu noktada sayın özalp'a katılmıyorum..
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
19-03-2014, 21:57
Mesaj: #3
Bug RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Alıntı: Meriç Tutam: İşçi sınıfını yakınlaştırmayacağı açık, ancak tarz olarak doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum.
Elbette burası eşitlikçi ve özgürlükçü bir forum sitesi olduğu için işçi sınıfını uzaklaştırmak isteyenler de buralarda görüşlerini savunabilmelidir ve bunlar da tartışılabilmelidir. Örneğin bir sonraki forum başlığınız "işçi sınıfı nasıl uzaklaştırılabilir" olmalı benceتصویر: images/smilies/biggrin.gif
Alıntı: Meriç Tutam: Aydınlık ve ilericilik mücadelesinin halkın taleplerine göre şekillendirilmesinin doğru olduğunu düşünmüyorum.
Bence sadece bu konuda değil hiç bir konuda halka danışmamalıyız ki işçi sınıfını daha iyi uzaklaştırabilelimتصویر: images/smilies/biggrin.gif
Alıntı: Meriç Tutam: "Ben bilirimcilik" ten öte jakoben bir tarz izlenmesi, yıllardır egemen ideoloji şemsiyesi altında yaşayan halka, yumuşatılmış bir tarz yerine daha keskin ve vurucu bir tarzın tercih edilmesi daha doğru olacaktır.
Tabi ki. O kadar yıl egemen ideoloji altında yaşamış olmalarından ötürü tek tek herkese elektroşok tedavisi yapılmalı bence تصویر: images/smilies/biggrin.gif Anca kendisine gelir bu sefil halk değil mi? تصویر: images/smilies/smile.gif
Alıntı: Meriç Tutam: Bu marksist bütünlüğün korunması açısından da önemlidir
"Marksist bütünlük " gibi bir bütünlük ancak sert yöntemlerle sağlanabilir zaten. Yumuşak bir şekilde bu bütünün parçalarını bir arada tutmak bence de zordurتصویر: images/smilies/biggrin.gif
Alıntı: Meriç Tutam: Bu noktada sayın özalp'a katılmıyorum
E bi zahmetتصویر: images/smilies/biggrin.gif...

Sayın Meriç Tutam. Mesajınızı tekrar gözden geçirmeniz gerektiği kanaatindeyim. Söylemek istediklerinizi biraz daha açabilir misiniz? Bu haliyle biraz ham sanki. Yok bu gerçekten fikirlerinizin ham değil de olgun haliyse ben de daha olgun bir cevap verip tartışmaya katılabilirim.
Saygılar...

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
19-03-2014, 23:27
Mesaj: #4
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Alıntı: 1) Bence, halkın onaylayacağı şekilde gerekçelendirilmemiş bir laiklik mücadelesi, çoğunluğu dindar olan işçi sınıfını gerçekten de uzaklaştırır...
Alıntı: 2) Doğru bir dil tutturulduğunda, doğru hedeflere işaret edildiğinde, aydınlanma mücadelesinden de geri durmak gerekmez, laikliği savunmaktan da...



Erkin'in cevabını biraz daha açması gerektiği kanaatindeyim. Halkın onaylayacağı şekilde bir laiklik mücadelesi nasıl olur? Bunun bir yöntemi ya da dünyada bir örneği var mıdır? Yoksa meriç tutam'ın dediği gibi "halka rağmen halk için" mi bu mücadele sürdürülmeli?
Nihayetinde dini inançların burjuva siyasetçilerinin argümanı olması sınıfsal çelişkilerin görülmemesi için bir yöntemdir. Ve halka bunun bir şekilde anlatılması gerekir.
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
20-03-2014, 16:15
Mesaj: #5
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Sevgili matematikçi,
 
“Halkın onaylayacağı şekilde bir laiklik mücadelesi”nin nasıl olabileceği konusunda, Teorisyeniniz Devrimciydi’den aktardığım paragrafta söylediklerimi tekrar etmenin çok ötesine geçemeyeceğim açıkçası. Sorunu olabildiğince sadeleştirmek ve asıl olarak “dinsel inançların sömürülmesine”, yani halkın dinsel inançlarını kullanarak maddi çıkar elde edilebilmesine karşı çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Geçmişteki deneyimlerde (1789 Fransız Devrimi, 1871 Paris Komünü, 1917 Ekim Devrimi vb.), dinsel kurumlarla mücadeleye meşruiyet kazandıran (ve örneğin bunların mal varlıklarına el koyulmasını mümkün kılan) belki de en önemli şey, söz konusu kurumların maddi ayrıcalıkları ve din adamlarının servetleriydi.
 
Bugün ve Türkiye söz konusu olduğunda, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticilerinin, dinsel inançları sömürerek ne kadar büyük servetler elde ettiklerini artık herkes biliyor. Dahası, AKP-cemaat çatışması sayesinde, cemaatin ne tür maddi çıkar ilişkilerini temsil ettiği hakkında da daha fazla fikir sahibi olundu. Kanımca, sabah akşam “din, iman, kitap” diyenler hakkındaki bu basit gerçekleri unutturmamak için çaba harcamamız gerekir.
 
Gündemde tutulması gerekenler arasında, “dindar” görünümlü patronların işyerlerindeki çalışma koşulları ve ücretler de var, AKP’nin ve cemaatlerin devlet kurumlarındaki adam kayırmacılıkları da, haksızlıklara karşı çıkanların baskı altına alınması da...
 
“Halka rağmen halk için” mücadele etmek doğru mudur? Bence, bu tartışmayı en genel ya da soyut düzeyde yürütmek çok anlamlı olmaz. Örneğin, her tür iktidar, halkoylamasına sunulsa reddedilebilecek olan bazı kararlar alabilir ve bu kararlar, uygulanmalarının ardından, halkın da onayını ve desteğini kazanabilir.
 
Kesin olan, bugün ve Türkiye’de, solun, iktidarın bir hayli uzağında olduğu. Dolayısıyla, “halka rağmen” elde edebileceğimiz kazanımlar da hayli sınırlı. Tabii eğer bazı düzen güçlerinin (örneğin ordunun) destekçiliğine soyunmayacaksak...
 
Zaten, yine bence, asıl tartışmamız gereken şey, solun iktidara nasıl gelebileceği. Laiklik ve aydınlanma mücadelesinde gerçek ve kalıcı kazanımlar elde edebilmemiz için, solun iktidara gelmesinden başka bir yolun bulunduğunu düşünmüyorum. Bunu da “halka rağmen” gerçekleştirebileceğimizi sanmıyorum.
 
Her ihtimale karşı ekleyeyim: Sol hele bir iktidara gelsin, ondan sonra “halka rağmen” her istediğimizi yaparız, türü bir şey demiyorum elbette! Smile
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
20-03-2014, 16:58
Mesaj: #6
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Alıntı: Bugün ve Türkiye söz konusu olduğunda, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticilerinin, dinsel inançları sömürerek ne kadar büyük servetler elde ettiklerini artık herkes biliyor. Dahası, AKP-cemaat çatışması sayesinde, cemaatin ne tür maddi çıkar ilişkilerini temsil ettiği hakkında da daha fazla fikir sahibi olundu. Kanımca, sabah akşam “din, iman, kitap” diyenler hakkındaki bu basit gerçekleri unutturmamak için çaba harcamamız gerekir.
 
Gündemde tutulması gerekenler arasında, “dindar” görünümlü patronların işyerlerindeki çalışma koşulları ve ücretler de var, AKP’nin ve cemaatlerin devlet kurumlarındaki adam kayırmacılıkları da, haksızlıklara karşı çıkanların baskı altına alınması da...
 
“Halka rağmen halk için” mücadele etmek doğru mudur? Bence, bu tartışmayı en genel ya da soyut düzeyde yürütmek çok anlamlı olmaz. Örneğin, her tür iktidar, halkoylamasına sunulsa reddedilebilecek olan bazı kararlar alabilir ve bu kararlar, uygulanmalarının ardından, halkın da onayını ve desteğini kazanabilir.
 
Kesin olan, bugün ve Türkiye’de, solun, iktidarın bir hayli uzağında olduğu. Dolayısıyla, “halka rağmen” elde edebileceğimiz kazanımlar da hayli sınırlı. Tabii eğer bazı düzen güçlerinin (örneğin ordunun) destekçiliğine soyunmayacaksak...
 

Yeterince ikna edici bir cevap oldu. Teşekkürler. Kitabı en yakın zamanda okuyacağım.
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
20-03-2014, 23:48
Mesaj: #7
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Merhabalar,

Aydınlanma tartışmaları sadece günümüzün değil burjuvazinin doğum sancıları yaşadığı ve hala devrimci olduğu dönemlerden bu yana büyük insanlığın gündeminde. Ülkemizde ise neredeyse yüzyıllık bir tarihi olduğunu söyleyebiliriz. Son yıllarda ise sadece tübana özgürlük tartışmaları çerçevesinde gündemi meşgul etmiş ve giderek bir mücadele konusu haline gelmiştir. Bu sebeple söz konusu tartışmanın kısaca yapılıp geçilemeyecek kadar önemli olduğu kanaatindeyim. Türkiye solunun ise son yıllarda Erkin'in çizdiği bir siyasi anlayışla "laiklik" mücadelesini yürütme eğilimi olduğunu görüyoruz.

Bu sebeple tartışmayı genişletmek için iki sorum olacak.

1- Burjuvazinin doğum sancıları yaşadığı ve devrimci olduğu döneme ait laiklik ve aydınlanmanın sahiplenicisi ve taşıyıcısı olmak zorunda mıyız? Sahi neden Aydınlamacıyız ve laikliği savunuyoruz? "Kemalist, elitist ve tepeden inmeci" bir anlayışın ürünü olan laikliği savunmalı mıyız? Burada sahiden Jakobenizm ve tepeden inme meselesi de tartışılabilir. Ya da laiklikten ve aydınlanmadan bize ne diyebilir miyiz?

2- Yukarıda vereceğimiz yanıt aydınlanma ve laiklik biz eşitlikçilerin varlık sebebi diyorsanız bu mücadeleyi hangi bağlamın içine ne şekilde yerleştirmeliyiz?

Güzel günler görmek ümidiyle...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
21-03-2014, 22:40
Mesaj: #8
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Sevgili Mahir,
 
Tartışmayı biraz fazla genişletmiş olmuyor musun? Aydınlanma, laiklik, Kemalizm, Jakobenizm, tepeden inmecilik... Bunların hepsini birden kısaca ele almak pek mümkün değil gibi! Smile
 
Ama bu vesileyle bazı görüşlerimi paylaşayım.
 
Türkiye’nin burjuva devrimini “tepeden inmeci” kılan, halk hareketlerine duyulan büyük güvensizlikti. Kemalist laiklik ve aydınlanmacılık, dinsel inançları sömürenlere karşı halkın harekete geçirilmesine değil, neredeyse sadece iktidar gücüne yaslanmıştı. Bu nedenle de, söz konusu laiklik ve aydınlanmacılık, cumhuriyetin kuruluş döneminde nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan köylülük üzerinde pek az etkide bulunmuştu. Çok partili döneme geçilmesinden çok kısa bir süre sonra dinsel inançları da sömüren DP’nin kolaylıkla iktidara gelmesi bunun kanıtlarından biriydi.
 
Bizim hedefimizse, bir halk hareketine dayanarak iktidara gelmek (olmalı). İktidara geldikten sonra da yine halkın gücüne ve desteğine yaslanmak zorundayız. Kuşkusuz, sosyalist bir iktidar, tümüyle “tepeden inmeci” yöntemlerle de şu ya da bu süre boyunca ayakta kalmayı başarabilir. Ama herhalde, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ndekine (Kuzey Kore) benzer bir “sosyalizm”i hedeflemek istemeyiz!
 
Kanımca, Gezi Direnişi, (sosyalist bir) laiklik ve aydınlanma mücadelesinin ne tür bir çerçeveye sahip olması gerektiği konusunda epeyce bir fikir verdi.
 
21. yüzyılda ve bugünün Türkiye’sinde, halkın yaratıcı gücünün en önemli dayanaklarımızdan biri olacağına (ya da olması gerektiğine) inanıyorum. Kuşkusuz, halkın yaratıcı gücü, sadece “serbest bırakılması” gereken bir şey olarak görülemez. Bunu “açığa çıkarmak” ve “etkili kılmak” için, mücadele etmek gerekir. Yine bence, sosyalistlerin temel görevi, bu mücadeleyi yürütmek.
 
NOT: Yukarıdaki “halk” sözcüklerinin neredeyse tümü “işçi sınıfı” olarak düzeltilebilir. Bugünün Türkiye’sinde, çoğunluğunu işçi sınıfının oluşturmadığı bir “halk”tan söz edilebileceğini düşünmüyorum.
 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
05-04-2014, 06:19
Mesaj: #9
RE: Aydınlanma ve laiklik mücadelesi üzerine bir soru
Ben Erkin Özalp'ın vurguladığı noktalara büyük ölçüde katılıyorum. Türkiye yapılan bazı araştırmalara gösteriyor ki -en azından insanların kendi ifadelerine göre- dünyanın en dindar ve en tutucu ülkelerden biri durumunda (bkz, [1], [2]).

2008 Aralık'ında başlayıp 2009 Mart'ında tamamlanan bir araştırmaya göre Türkiye'de:

"...%93 oranında bir çoğunluğun Allah’ın gerçek olduğunu bildiği ve bundan hiç şüphe etmediği ifadesini seçtiği görülmüştür. Bu konuda sadece %0,3 oranındaki denek fikri olmadığını belirtmiş veya soruyu yanıtlamamış, %7 civarındaki denek ise farklı boyutlarda şüphe içeren ifadeleri tercih etmiştir. Ateist olduğunu ifade eden denek oranı ise %2 civarında bulunmuştur. Tek tanrılı bir inanç sisteminde Allahın varlığına şüphe ile yaklaşan yaklaşık %9- 10 gibi bir grubun varlığı kimilerince ufak kimilerince de büyük bir grup olarak değerlendirilebilecektir. Açıktır ki bu grup büyüklüğünü karşılaştırmalı bir çerçevede değerlendirmek en anlamlısıdır.Bu görüntüyü ISSP 1998 Dünya verileri ile karşılaştırdığımızda Türkiye’deki yanıtlar Filipinler, Şili ve Polonya gibi Katolik nüfusun yoğun yaşadığı ülkelere bir nebze benzese bile tüm diğer ülkelerden daha fazla ölçülerde bir Allah inancı olduğu görüntüsü ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de Allah’ın varlığından şüphe duymayan %93’lük gruba 1998’ de en yakın gelen Şili bile bu oranın yaklaşık %10 puan gerisindedir. 1998’de Doğu ve Batı olarak ayrı ayrı değerlendirilen Almanya’nın doğusunda ise Allah’ın varlığından şüphe duymayan grubun ancak %10 civarında olması dikkat çekicidir. Dünyevileşme eğilimleri açısından önemli bir gösterge olarak alınabilecek bu soruya verilen cevaplar Türkiye’nin Dünya eğilimleri dışına bir konum sergilediğini göstermesi açısından önemlidir." (başka pek çok ilginç veriyi içeren bu araştırmaya şu linkten ulaşılabilir: http://istifhane.files.wordpress.com/2010/05/turkiyededindarlikraporu.pdf) 

Bu durumun yakın ve uzak tarihimizde önemli nedenleri vardır ve bunlar ayrıca ele alınıp incelenmelidir ama somut durum budur. Bu durum da komünistlerin dinle uzlaşmalarının değil ama din sorununda doğru ve iyi düşünülmüş bir taktik benimsemelerinin önemini ortaya koyuyor.

Öte yandan yine aynı araştırmada şu nokta da vurgulanıyor: 

​"Yine de unutulmamalıdır ki her on seçmen yaşındaki kişiden biri Allah inancında şüphe duymaktadır. 48 milyonluk bir seçmen kitlesi içinde bu oran yaklaşık dört milyon seçmen yaşında vatandaşa karşılık gelmektedir ki bu rakamın oldukça geniş bir kitleye karşılık geldiği açıktır." 

Yani Türkiye'de 18 yaşını doldurmuş her on kişiden biri ateist veya agnostiktir. Genç nüfusta bu oran şüphesiz daha fazladır. Yani kapitalizmin gelişmesinin diğer pek çok şeyin yanı sıra dinsel önyargıları da sarsıp geriletmesi yasasına Türkiye toplumu da istisna teşkil etmemektedir. Yalnızca Türkiye toplumu "dinden çıkış" sürecini yeni yeni yaşamaktadır ki bu da önemle üzerinde durulması gereken ve doğru bir taktik izlenirse devrimci amaçlarla faydalanılabilecek bir durumdur. Komünistler seçmen yaşına ulaşmış milyonlarca insana denk düşen dinden çıkmış ve çıkmakta olan bu geniş kitlenin haklarının da en tutarlı savunucusu olmak zorundadır. 

Şu bir gerçektir ki, eğitim, kültür olanaklarına diğer sınıflara göre daha az ulaşabilen en çok ezilen ve sömürülen yığınlar doğal olarak aynı zamanda dinsel, mezhepsel vb. ortaçağdan kalma önyargıların en fazla hakim olduğu yığınlardır. Fakat bu sözkonusu kitlelerin devrimcileşmesinin önünde mutlak, aşılmaz bir engel değildir. Tarihteki bütün büyük devrim deneyimleri bize bunu kanıtlar. Örneğin Rusya'da 1905 Kanlı Pazar'ında Papaz Gapon'un mihmandarlığında Çar'a patronlarının kendilerine yaptığı eziyetlerden dolayı şikayet dilekçelerini götürmek isteyen işçilerin yüzde 99'u aynı Çar'ın askerlerinin kurşun yağmuruna tutulmadan önce oldukça dindar ve tutucu idiler. Ama aynı işçiler sonraki yıllarda tüm Rusya'daki en eğitimli sınıf ve katmanların en ileri unsurlarından çok daha devrimci insanlar haline geldiler. 

Dolayısıyla komünistler dinsel önyargıların görece en çok etkisinde olan kesimlerin sınıf mücadelesinin yükseltilmesiyle (ki bu onların dinsel önyargılarını kırmalarını diğer hiçbir "aydınlatma" çalışmasının yapamayacağı kadar ilerletir), dinden çıkmış veya çıkmakta olan geniş genç kitlenin haklarının savunulmasını birleştirmesini bilmek zorundadırlar. Hiç şüphesiz bu kolay değildir ama bence yapılması gereken budur ve bu yapılmadan yalnızca Türkiye'de değil hiçbir Ortadoğu ülkesinde devrimci hareketi az çok kalıcı anlamda etkili bir güç haline getirmek mümkün değildir. 


 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4507
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6970
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12580
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5378
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 12121
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3801
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5618
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6642
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 18728
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 27690