Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Türkiye solunun bağzı halleri
28-02-2014, 15:26
Mesaj: #1
Türkiye solunun bağzı halleri
[Resim: secim-sandigi_573554.jpg]
De hali

 
Türkiye solunda, daha doğrusu Türkiye solunun farklı kesimleri arasında, “gezi ruhu”nun uykuya yatması ve “seçim sınavı”nın yaklaşmasıyla birlikte, dayanışma, cepheleşme, cebelleşme, itişme, çekişme, birbiriyle didişme, yan bakma, laf çakma, daracık alanda paslaşacağına birbirinden top kapma vb. “pratikleri” de görünür bir hız kazandı. Normaldir, doğal halidir, olur öyle.
 
Malum, Türkiye solunun verili örgütsel haritasında küçük yer değiştirmeler, oynamalar;  ideolojik haritasında ise minik ayrım ve nüanslar feci halde büyütülebilir ve hatta göze batırılabilir haldedir. Birbiriyle mevcut mesafeyi daha da açmanın da vesilesidir. Bu minvalde, son zamanlarda, ulusalcılık-liberallik (gerilim) hattında “doğru” konumlanabilmek, pek mühim bir sorun haline gelmiştir. Bağımsız olmak ama şu tarafa bir adım daha yakın durmak “stratejik dengeciliği” dahilinde, güncel gelişmelere göre adımını ne tarafa doğru atacağının şaşkınlığını yaşıyor Türkiye solunun farklı kesimleri sürekli.  Ürkek, şaşkın, kararsız… kendi belirle(ye)mediği kurallarla, etkin bir öznesi ol(a)madığı bir oyunda rol kap(a)maya çalışıyorlar sanki.  Nafile bir çaba gibi...
 
Neyse ki iki uçta DSİP ve İP örnekleri var da gerilim yahut gerilenler “rahatlıyor” arada sırada. Uçta olmayan herkes ortadadır sonuçta; ucu örnek gösterip rahatlayabilirsiniz, bu arada yönlendirmelerinize sıkı sıkıya bağlı tabanınızı da rahatlatıp konsolide edebilirsiniz bir şekilde. Alemin günlük şamar oğlanları, Ufuk Uras ve Roni Margulies (Onun dışında Oğurlar, Gayberiler, ROK’lar falan da var ama başka bir ekole giriyor artık onlar) nasılsa tefe konma konusunda “uzmanlaşmış” durumdalar. Koyan mutlu, konan mutlu. Sürekli bir polemik hali gibi görünse de, “barış içinde bir arada” güzelce yaşayıp gidiyorlar işte.
 
Aynı gerilim hattında, bir de “İki taraf da bize yükleniyor” ruh halini saptayabiliriz sanırım. Buradan hareketle “Demek ki doğru yoldayız” psikolojisini üretmek de solda bulunduğunuz yeri doğrula(t)mak için sık sık başvurabileceğiniz yöntemlerden bir diğeri olabilir. Hem liberaller yükleniyor hem ulusalcılar, demek ki doğrudasınız, ötesinde, doğru iş yapıyorsunuz, en doğru sizsiniz, söyledikleriniz hep doğru çıkıyor vb. vb. daha ne?..
 
Doğruda durmanın ve durmayanlarla (“diğerleri” de diyebiliriz kendilerine) çekişip itişmenin berisinde, bir “rekabet hali” de vardır doğal olarak Türkiye solunda. Çıkarılan yayınlar, gazeteler en başta. Herkesin gazetesi kendine. Bir adım ötesinde, solun yüzer gezer ara bölgesinden “aydın/yazar/sanatçı” kapma ve birbirinin yayınına “hıh” diyip toplu halde gerilme/gerileme dönemi belki de.
 
Bu minvalde ve “rekabet”in orta yerinde, halkımız zaten her gün büyük bir dikkat ve dayanışma duygusu içerisinde, "Acaba nasıl kurtulacağım bu düzenden" sorusunun peşinde, Birgün, Evrensel, soL, Aydınlık, Yurt ve de Cumhuriyet okuyarak aydınlanıyor bir şekilde! Şimdi onlara yeni bir tanesi daha, Karşı da eklendi. Çok iyi oldu gerçekten de. Bilinçlenme düzeyi iyice artacak önümüzdeki günlerde...
 
Son olarak, Türkiye solunun “de halleri” dahilinde cepheleşme de var tabii ki bir yerlerde. Gazete misali; herkes kendi cephesini kurup, diğerlerine çağrı yapabiliyor böylelikle. Yine gazete misali; birlikte cephe kurma yöntemi – “sahici cephe” diyelim dilerseniz, dilemezseniz demeyiz – henüz denenmedi tabii ki.  Olsun, böylesi daha heyecanlı, daha dengeli, daha iyi oyalayabiliyor polemiksever bünyeyi ve elbette daha şahane heba edebiliyor bir şekilde sola yanaşan genç enerjiyi.
 
Den hali
 
Bu tabloya bakıldığında, -den, -dan, dandun, bir cacık olmaz Türkiye solundan diye kestirmek mümkün herhalde. Sinizm mi bu şimdi? Diyelim öyle. Pekiiii, gerçeklerden yükselen, gerçeklere dayanan, gerçekten devinen devrimci bir tavır nedir, nicedir, nerededir, söylesenize?
 
Herkesin ağzında bir bakla. “Gezi’den (Haziran’dan) öğrendiğimiz şeylerden biri de, solun (ya da solun falanca kesiminin) Gezi’den (Haziran’dan) pek bir şey öğrenememesi oldu” mesela. Oldu!
 
Ne oldu? Gezi’de önce birleşme yaşandı, sonra farklı farklı kesimlerin hepsinin birden Gezi vesilesiyle “haklı” çıkması ve birazcık büyümesi, ardından da herkesin kendi “Gezi okuması” üzerinden ayrışması...
 
Neydi çıkış noktası? Bardağı taşıran ağaç damlaları... (Yazmıştık daha önce, tekrardan kaçınmalı: Kaynak) Ağaçlar ve yoldaşları, özgürlüklerini her geçen gün daha da kısıtlayan hükümete karşı... a-y-a-k-l-a-n-d-ı.
 
Sürüyor bir şekilde, inişli çıkışlı evreleriyle; sürekli ayaklanma formunda olması mümkün değil doğaldır ki. Şimdi de bir seçim molası! 
 
Bu dönemde, Gezi’nin çıkış noktasını oluşturan baskılara, baskıcı hükümete/AKP’ye karşı birleşmek, güçlü bir muhalefet örgütlemek, giderek yoğunlaşan yeni baskı uygulamalarına karşı özgürlüklere sahip çıkmak, forumları gerçek mevzilere dönüştürmek ve belli/somut talepler çerçevesinde ilerlemek vb. özetle “ortak düşman”a karşı birlikte yeni ve etkili çıkışlar gerçekleştirmek mümkün. Ancak gelin görün ki, Gezi olursa oluyor, yoksa herkes kendi çapında, kendi kampanyasında, kendi eyleminde öylesine devam ediyor. (Son günlerde AKP’nin ve bilhassa başbakanın sonunu hızlandıran “ses kayıtları”nın yayınlanması ve ona karşı düzenlenen eylemler, tabii tabloyu biraz farklılaştırıyor ama tümüyle değiştirmiyor).
 
Yaklaşan seçimlerle ve farklı kesimlerin birbiriyle mesafeleriyle birlikte, Kürt siyasetiyle ilişki/mesafe de apayrı bir gerilim konusu tabii ki... (Gezi referanslı, “Kürt hareketi Gezi’yi ne kadar destekledi, niye önde değildi, yoksa frenledi mi” konulu gerilim alanının “yapay” olduğu söylenebilir herhalde). 
 
“Kürt siyaseti hükümete sıcak bir mesaj verdi” diye söze başlayıp, “bakın iyice AKP’ye koltuk değneği”, “işte yine gördünüz mü” vb. demekten, neredeyse keyif alıyor (birtakım) solumuz. Yakınlaşma değil öteleme mantığı yerleşti. Kafada “model” böyle kurulunca, oradan buradan cımbızla, biraz zorlayarak “modeli haklı çıkaran/doğrulayan örnekler” iyi geliyor bu kesime! “Biz demiştik” psikolojisi gibisi yok.
 
Aynı alıntılar başka şekilde de “cımbızlanıp” okunabiliyor halbuki. Kürt siyasetçinin birinci cümlesi hükümete barış süreciyle ilgili bir alan bırakırken, ikinci cümlesi keskin muhalefetini dile getirebiliyor. Sadece ikincisini okuyup/cımbızlayının, sadece ilkini okuyup/ cımbızlayanlara dönerek “Siz bu sözü nerenizle anladınız” demesi her zaman mümkün! Böyle bir ortam işte...
 
Densiz hali
 
İlgili tartışmaların azgınlaşmasına bağlı olarak -de ve -den hallerinden densizlik haline geçilebiliyor hızla. Tartışmaların fütursuzlaşmasına. Kişiselleşmesine. En iyisini ben/biz bilirim/biliriz’e, şımarıklığa, kibre ve benzerlerine...
 
Etiketlemeler (“tag”ler) geliyor birbiri peşi sıra, tartışmaların ortasında: Ergen solcu mesela. Vicdancıbaşı… Hormonlu domates. Romantik sosyalist. Tatlısu kuşu vb. (Oportünist, revizyonist, tasfiyeci, devrimci-demokrat vb. geriledi, bu türden yeni örnekler/etiketler belirdi).
 
Twitter da epey “verimli” bir mecra sunuyor tabii bu hususta. Ece Temelkuran’la uğraştı mesela sol yakın geçmişte bir ara. Vicdan’la. Biliyorsunuz, içlerinden biri küçük bir falso verdiğinde, en ufak bir yamuğu görüldüğünde, gözünün yaşına bakmamak kuraldır buralarda... Çok okuyoruz, çok kültürlüyüz, çok biliyoruz ya... Birbirimizle didişmek için harika bir ortama, ileri bir birikime sahibiz çok şükür. (Tam tersi istikamette, sığlık, cehalet ve dolayısıyla şefine/otoritesine biat var sağ cenahta. Bizim cenahta da bazen olabilmesi bir yana, “Biz işte asıl o yüzden güçlüyüz, çok birikimimiz yok, okumuyoruz, liderimize biat ediyoruz o kadar” diye duydum bunu gerçek bir sağcıdan sonunda! )
 
Geçelim… Egosal itişmeler/örgütsel pozisyon almalar ortasında, hakiki/geliştirici bir eleştiri ve polemik var mı peki? Nerdeeee? Şak diye ayrıştır, etiketle, icabında sansürle... küfür son çare. Hepsi eleştirinin yerinde!
 
Biliyorsunuz zaten; düşmana yüklendiğimizde hepimiz “can”ız… Kendimize yüklendiğimizde, ecücük eleştirdiğimizde (neredeyse) “düşman”...
 
Kendi içimizde didişmemiz, birbirimizi küçük görmemiz bir yana, sadece kendi kapalı dairemizde “dayanışma” göstermemize, kendi çevremizi beğenip yüceltmemize ne demeli peki? Bizim elemanlar için “mention” ve pohpohlama; “ötekiler” için “yav he he” (Kürtler olacaksa “yaw he he”) dönemindeyiz şimdi.
 
Evet, bu yeni “yav he he” kalıbı da, eleştirileri karşılamanın, doğru bellediğin yolda ilerlerken “dokunulmaz” olabilmenin en yeni ve sağlam tekniklerinden biri! Şımarıklığı ve kibri hiç eklemeyelim en iyisi... Özetle, mizah dergilerinin korunma/savunma kalkanına benzetebiliriz kendilerini. Kendini eleştireni hiçleştirerek ona buna yüklenmeye devam edebiliyorsunuz sürekli!
 
“Eleştiri olmadan nasıl yol alınabilir”, yav, “Özeleştiri mekanizmasını mutlaka harekete geçirebilmeli”, yav he, “Eleştiri ve özeleştiri olmadan devrimci mücadele olur mu” yav he he…
 
Netice; “Her fırsatını bulduğumda lafımı çakarım, tabanımı daha konsolide, burnu yukarıda elemanlarımı daha haşarı kılarım.” Hehehe…
 
Seçim sınavı yahut seçim hali
 
İşbu ortamda ve dönemde sahici bir mücadele nasıl verilir peki? Gerçek yahut hakiki? Seçim çalışmalarını, dönemsel (mevsimsel) siyasal kampanya çalışmalarından biri gibi yapmak yahut bir tür (siyasal) oyun oynar gibi geçiştirmek bir yana, hakiki bir seçim çalışması nasıl yapılır yani? Konusu siyaset olan bağzı “sosyal ortamlar”, gerçek birer siyasal partiye dönüşebilir mi ya da?  
 
Yine eli kulağında bir sınav vaktinin. Geldi, geliyor işte. Muhtelif adaylıklar, cepheleşme çağrıları, birbiriyle cebelleşmeler, farklı tavırlar, yerel meseleler ve kısmen “çözüm önerileri” havalarda uçuşuyor. 
 
Sınava girip “başarılı” olmanın değil de, “kazasız belasız bir sınavı daha atlatmanın” derdinde gibi solumuz. Tabii sınav vaktine – son ana – kadar bir gazdır gidecek her yerde. (Tabii, “tape”ler marifetiyle falan, “erken seçim” yerel olandan da daha önce gündeme gelmezse). Sonrasında mümkün olduğunca “hesap vermeden”, “vakit yitirme”den, yeni kampanyalarla (oyalanmaya) devam. 
 
Gerçek seçim sınavından (Kaynak) nasıl kaçılır peki?
 
Daha doğrusu sol “hakiki bir seçim çalışması yürütmek” yerine seçim döneminde de öylesine bir kampanya yürüterek neler yapabilir?  Nüfus sayımı olabilir mesela! Onun dışında, bir, iki belediyeyle birlikte, yoğun bir şekilde meclis üyelikleri falan gelirse çok daha şahane olur tabii. Ve gerçek bir mücadelenin olanaklarını güçlendirici. Sonrasında, eşitlikçi, özgürlükçü bir anlayışın nasıl inşa edilebileceğini somut olarak gösterebilelim yeter ki.
 
Ne diyelim? Hayırlısı!
 
Bunun dışında, yine kazanımsız/mevzisiz kaldığımız, nüfus sayımındaki üç artış, beş eksilişle oyalandığımız “ağır bir mağlubiyet” yaşanırsa, seçimlerin önemsiz olduğu ve giderek daha da önemsizleştiği üzerinde durmak her zaman mümkündür tabii ki! Daha önemli bir şeyler olduğunun/olması gerektiğinin ve hatta olacağının bilincini keskinleştirir hem de. Sonuçlara bakıp ümitsizliğe de kapılmamış olursunuz. Şahane…
 
Bazı yerelliklerde tartışmalar da yaşanıyor elbette. Başkalarıyla birlikte hareket etmeksizin bir aday belirledikten sonra, başkalarının da bir aday belirlemesine kızıp, “Bizim adayımız varken burada daha niye kendileri de bir aday belirliyor ki, bu resmen sola zararlı” diye tavır almak mesela.
 
Ankara’da ortak aday başka yöne işaret etse de, Hatay Defne örneği bize biraz da bunu gösterdi: Birlikte yola koyulamama ve belki de önemli bir fırsatı kaçırma pratiği… Neyse, sol farklı parçaları ile Defne’de sağlam giriyor seçime. Gerekli dersler de çıkarılırsa, “tek ilçede sosyalizm” i bir sonraki seçimde kurabiliriz bu gidişle…
 
Solun bir başka “ortak seçim meselesi” olan “HDP’nin konumu ve sosyalistlerin onun içinde neler yaptığı” tartışıldı başka bir yerde (Kaynak); hazır yazı da uzamışken ve konu epey netameli iken girmiyoruz burada! 
 
Kişisel tavrı yahut “oy”u merak edenler için; “bu defa nüfus sayımından uzaklaşıp halkın arasına karışacak gibiyim!” diyerek bitiriyoruz.

E, ne demişler; seçim kaçınılmazsa, bari zevk almaya bakalım!..
 
 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4209
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6572
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12184
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5091
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11353
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3608
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5361
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6382
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17779
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26666