Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Gezi Ayaklanması Saptamaları
25-09-2013, 01:33 (En son düzenleme: 26-09-2013 20:42 Ergun Çağlayan.)
Mesaj: #1
Gezi Ayaklanması Saptamaları

Ayaklanmanın benimsenmiş jargonuyla "bağzı saptamalar" yapmak istiyorum. Yapılabilecek birçok saptamanın  bir alt kümesi diyebiliriz. Ama rastgele bir liste değil bu.

Ülkemiz halk hareketleri geçmişi zayıf bir ülke. 27 Mayıs darbesine giden süreçteki hareketlenme, 15-16 Haziran gibi örnekleri iki basamaklı bir rakama çıkarmak bile çok zor ve tartışmalı olur. Bu açıdan Gezi deneyimi, devasa bir şok başta bu kabul edilmeli.

Öncelik, saptanması sosyalistler için "ne yapmalı?" sorusuna yanıt oluşturabilecek, veya böyle bir yanıta doğru yol aldırabilecek bir birikim oluşturmak, tabii bir de "ne değildir?" listesinde anlaşarak tartışmayı diğer yönden sınırlandırabilmek.

Dolayısıyla böyle bir saptama listesinin itiraz, ek ve düzeltmelerle bir süre yoğurulduktan sonra, ön açıcı ve saptama-görev listesini zenginleştirici bir katkı sağlayabileceğini umuyorum.

Önce görece daha kolay uzlaşılabilecek beş tane:

Birincisi çok telaffuz edildi ama önemli: Gezi ayaklanması çok kalabalıktı, tahminimce kentli yetişkin insanların en az yüzde yirmisini sokağa çıkardı. Ve Batı Anadolu'nun hemen tümüne yayıldı.

İkincisi: Kentlerle sınırlıydı ve işyerlerine kayda değer bir yansıması - etkisi olmadı.

Üçüncüsü, bir ön sinyali veya birikimi olmaksızın aniden parladı, bir ekonomik buhran veya siyasi kriz tarafından tetiklenmedi. Eylül ayındaki lokal devam eylemlerini (Ankara-Antakya) hariç tutsak bile, haftalara yayıldı.

Dördüncüsü, ezici çoğunluk örgütsüzdü. Örgütlü kesimler içinde yer almakla birlikte eridi. Toplum örgütsüz, eylem bu kadar kitlesel olunca eyleme katılanlara örgütlülüğün nimetlerini anlatmaya çalışmak kaldı.

Beşincisi belirgin bir yoksul veya işçi karakteri yoktu. Hemen belirteyim, bunu "eksiklik" olarak nitelemek, çok mesafe aldırıcı değil. Ama "sınıfsal değil de neydi?" sorusuna verilen ve itiraz edilemeyecek yanıtlar arasında şunlar var:

2000'lerin ortasında Japonya'da başlayan, sonra global ekonomik krizle ABD'ye ve Avrupa'ya bulaşan "mutsuz, eğitimli genç kentliler" hareketi karakteri var. (Ama bu karakterin her tezahürü, bambaşka şekillere büründü. Tokyo, New York, Portland, Madrid, Atina, Tunus, Kahire... ve İstanbul'da...)

Öğrenci ve beyaz yakalı (hizmet sektörü) ağırlıklı ve evet işyeri-okul bacağı ihmal edilebilecek derecede zayıf (öte yandan hizmet sektörü Türkiye emekçilerinin yüzde 50'sini kapsamaktadır.)

En azından çekirdeğinde, başlama noktasında "mekan direnişi", "haysiyet ayaklanması", "elde olanı koruma refleksi" ağırlıklı. Somut bir minimal programı olmak şöyle dursun, korumacı yönünün gücünden kaynaklanan bir negatifliği bile var.

Ve evet özgürlükçü. Parklara beton döken, alkolü yasaklayan, kadınları sosyal birey olmaktan çıkarıp kuluçka makinesi haline getirmeye çalışan, çoğunluk diktası peşindeki bir hükümetten "varolma hakkı" talep eden, bunun için direnmeye, tehlikeye atılmaya kararlı yüz binler...

Ben ayaklanma olarak adlandırmayı tercih ediyorum. Belki Gezi Parkı ve Kuğulu Park özelinde mekan odaklı "direniş" adı daha uygun ama genel bakıldığında Haziran'da hareketlenen kütleler için temel fikir, buldukları ilk merkezi yerde, "sokakta" olmak, çoğunlukla hayatında ilk kez stadyum dışında slogan atmak, sayıları ve sesi artırmaktı...

 

Hükümet karşıtı mı, imkansız birliktelik mi?

Haziran günlerinin ortalama ve çok yaygın eylemci profili içinde şu unsurlara çok önem verdim (bu liste olgunluğa ulaştırılabilirse verimli bir tartışmanın önü açılabilir diye düşünüyorum):

Hükümet karşıtlığı hakim, ama birçok noktada çok geride. Hatta "Hükümet İstifa!" (geçici veya kalıcı olduğunu bilemediğimiz) geri çekilme döneminde "zorlama bir ortak payda" havası estirdi. Çünkü birçok bileşen, hükümet değişiminin çare olmadığını, bunun farklı yaşam biçimlerine hayat hakkı zorlayan bir dinamiği eksilttiğini düşünüyor.

Katılımcıların bazı özellikleri ilk kez öne çıkıyor: Herkes sokaktaki insan sayısından son derece şaşkınlaşmış vaziyette. (Dahası, herkes şaşırmaya kendinden başlıyor!) Çoğu ilk kez bir sokak protestosuna katılıyor. Farklı ayaklanma gerekçelerinin farkında ve tolere edebiliyor, çünkü bir "tolerans” olmadan şaşırdığı bu sayının tutturulamayacağının farkında. Türk bayrağı sevmeyenler, Kürtleri sevmeyenler, Kürtlerin yeterince katılmamasından huzursuz olanlar, genç devrimci demokratları zarar verici bulanlar, bulmayanlar, anarşistler... herkes bir arada durmaya, sokakta çoğalmaya çalıştı.

Yine önemli bir ortak payda, sokağa çıkarak bir şeylerin değiştirilebileceğini 12 Eylül sonrası ilk kez sezmesi. Bu sezgi, kendi can güvenliği risklerini bilinçli bir şekilde göze almasını, sonradan kendilerine bile şaşırdıkları kadar cesur ve kararlı olmalarını sağlayan en önemli etmenlerden biri. Bu, siyasette bir sol tabuyu yıkıp geçti. Belki hâlâ kimse farkında değil ama solun  marjinal kalmasında ve onyıllarca marjinal sürmesindeki gerekçelendirme setini açıklayalım: 1 - 12 Eylül baskıları devam ediyor, korku hakim 2- Halk atomize oldu, medya tahakkümü altında uyuşturuldu, 3- Adaletsizliğe, baskılara, insan hakkı ihlallerine duyarsızlaşma var, 4- Kimse AKP'nin bu ülkeyi nereye doğru götürdüğünün farkında değil, tekrar tekrar anlatmalıyız... Bence hepsi bir gecede çöktü.

O 31 Mayıs'ta İstiklal Caddesinde Gezi'de direnenlere destek için toplananlar gaza boğulup Tünel'e kadar püskürtüldükten sonraki sessizlik ve birkaç saat sonra gece yarısına yaklaşıldığında hemen bütün mahallelerden gürüldeyerek akan insan seli var ya! İşte o, solun 33 yıllık siyasi aksiyon modelinin çöküşünü de temsil ediyordu.

12 Eylül'ün, Özal'ın, Çiller'in, Demirel'in, Erdoğan'ın temsil ettiği baskıcı düzenin mağdur ettiği onca kesimin talep ettiği destek, bu mağduriyetlere itiraz etmenin yararsız olduğunu düşünen kitleler tarafından onyıllarca verilmedi. Ama 33 yıl sonra ansızın "şimdi dışarı çıkarsak bir şeyler değişebilir" fikri şimşek gibi geceyi aydınlattı.

O parkı kaldırmak için beni de çiğnemeniz gerekir diyen insan sayısının binlere ulaşması bile şaşırtırdı, milyonlara vardı. Başbakanın olan biteni ancak dünyanın en güçlü gizli servislerinin büyük komplosu olarak açıklayabilme çaresizliği, aslında solcular gibi iktidarın da tehlikeyi göze alıp sokağa fırlayan insan sayısını anlayamadığının, açıklayamadığının en önemli göstergesi oldu.  İstanbul'da sosyalist-devrimci solun örgütlü gücünün en geniş anlamıyla 30-40 bin kişiyi geçmeyeceğini tahmin ediyorum. Ve çok hızla büyük kütlelerle devir-daim eden, eve uyumaya, işe çalışmaya gidip, yarım gün sonra yeniden dahil olan devasa sayılar, İstanbul'un yetişkin nüfusunun en az beşte biri sokakta... Bir orantısızlık olduğu ortada.

Ve sadece sayıca içinde erime ve ses duyuramama sorunu yok, belki de daha önemli bir sorun var, duygusal olarak kendime 30 senelik sosyalist olarak kendime en çok dert ettiğim şey: "Kadim sol"un, yeni sokağa çıkanlardan yalıtıklığı... Solun kendi katılımının sayısal sınırlarını zorladığı Taksim mitinglerinde defalarca kurduğu kürsü ve hitap kitlesiyle Gezi Parkı direnişçileri arasındaki yalıtıklık ve iletişimsizlik... (Kürsü, arkasını meydana döndü ve Gezi direnişçileri, "eski solcular otuz yıldır ilk kez polis Taksim'i boşaltmışken halay çekip kurtlarını dökmeye gelmişler" diye bir bakıp işgallerine geri döndüler.)

 

Ve diğer saptama taslaklarım:

Gençler ezici çoğunluktaydı ama gençlik hareketi özelliği göstermiyordu. Burada şüphesiz yeni bir nesil yetişmesinin ve bu nesilin dijital bir aşırı iletişim içinde bulunmasının payını tartışmamız gerekiyor. Ama mutlaka sadece bununla açıklanamayacak bir "ayaklanmanın, sokaktakilerin sayısını bir artırmanın boyun borcu olduğu" fikrinin Türkiye tarihindeki en büyük sayıda insan tarafından hissedilmesi kayıt altına alınmalı. Gençler daha atak, daha korkusuz ve daha iyi teknolojik donanıma sahipti, öndeydiler ama orta yaşlılar ve hatta yaşlılar hemen hiçbir momentte "burada benim ne işim var" diye düşünmedi.

Hareketlenen kütlenin hallice bir kesimini oluşturan "CHP tabanı" bu hareketlenme esnasında, devasa ve acımasız Ergenekon operasyonuyla kapıldıkları umutsuzluğun karanlığında bir kaza eseri memleketin kaderinin darbesiz marşsız da değişebileceği ışığını gördüler. "Halkçı" partinin halkçı bir rejim isteyen kitleler tarafından istemediği yerlere götürüldüğüne tanık olduk. CHP olmasa da CHP tabanının yani CHP’ye oy veren heterojen kesimin büyük bir bölümünün Ergenekon operasyonu ve Gezi ayaklanması ikilisi sonrasında ciddi biçimde dönüştüğünü düşünüyorum.

Bu açıdan örneğin “bu süreçten sonra nasıl Sarıgül aday çıkıyor?” diye şaşırmak yerine bunu bir şans olarak görmek gerekiyor. Çünkü CHP, AKP’ye alternatif bir siyasi parti olabildiği sürece barındırdığı cumhuriyetçi - solcu/özgürlükçü - liberal kümelenmelerin sürtünmelerini ve kopuşlarını daha şiddetli yaşayacak, işini yapan bir sol açısından daha dinamik bir hitap kitlesine yol açacaktır.

Son olarak Gezi’nin bir emekçi veya yoksul hareketi olmadığı ve örgütsüz olduğu üzerinden beğenilmemesine dönersek, "bi canım kaldı almadıkları, onu da siz alın" diye polisin üzerine yürüyen kemalist teyze de orta sınıf, "beni memleket batarken seyredeyim diye mi iyi okula gönderdiniz?" diyerek evden kaçan "apolitik" genç de. Anarşistler, devrimci demokratlar, kemalistler, liberaller, sosyalistler yan yana ne kadar durabilirdi? diye kestirip atacağımıza, vakit geçirmeden özgürlükçü isyankarlarla cumhuriyetçilerin ve sosyalistlerin tarihte kaç kez birlikte ayaklanıp ülkelerin kaderini değiştirdiklerini, bir aylık "karşılıklı anlayış ve eylem birlikteliği"ni neyin sağladığını düşünmeye-ayrıntılandırmaya başlamalıyız. AKP'nin tüm rezilliklerinin mucizevi bir şekilde provoke ettiği, çoğunluk tahakkümünün bıçağı kemiğe dayadığı noktada benzersiz ve tekrarı mümkün olmayan bir aydı deyip geçmeyeceksek...

Fabrikalara, ofislere, tarlalara gelince. O işin daha zor ve belki hiç el atılmamış kısmı. Gezi'nin bir ayaklanma olarak olgunlaşmama, en azından siyasal düzlemde yeterince kalıcı iz bırakamama riskinin (ağzımdan yel alsın!) en önemli gerekçesi olur. O boşluğun da kırk senelik tarihi var. Sendikal hareket daha ne kadar bitirilebilir, sol işyerlerinde giderek seyrekleşen lokal direniş dönemleri dışında daha ne kadar kendini yok saydırabilir? Ve işyerlerinde patronlar 8-0 galipken, yani AKP gidince yerine gelecekten umut beslemenin sınırı belliyken ayaklananların mevcut solu ne kadar ciddiye alacakları konusunda pek emin olamıyorum.

Pek çok solcunun içgüdüsel reflekslerle ayaklanmanın içinde ve ön saflarda yer alıp ona paha biçilmez katkılar koymasını azımsamak değil amacım. Ama genel olarak bu ileri atılma refleksi ile örgütlü olma durumu arasında vahim bir açı ortaya çıkmış olduğunu düşünüyorum.

Bu cümlelerin çoğunun birer tartışma başlığı olduğunun ve ucu açık olduğunun farkındayım. Ama Türkiye solunun bir birikimini temsil ettiğini düşünen birçok kesimin bunları tartışmaya niyetli olmadığı gibi bir fikre kapılmış durumdayım. Ben bunları tartışarak solcu kalmayı tercih ediyorum. Hadi, buyrun.

Ve ek bâbından hem zihnimi kurcalayan, hem de yanıtları çarpıştırmanın ilerletici olabileceğini düşündüğüm kimi sorularla bitiriyorum:

- 33 yıllık siyaset anlayışının kimi temel direkleri çöktü diye düşündüğüm "kadim sol" neden böyle düşünmüyor? Gezi'nin ebediyen sönmesine dua eden AKP ve CHP'nin yanına bazı sol örgütleri de mi ekleyeceğiz, yoksa ben çok heyecanlanıp "goşistleştim" mi? (Devrimci demokratlar için 1980 öncesinde TİP'te kullanılan jargondan)

- Gezi, yukarıda değindiğim şekilde CHP tabanını kısmen ama umut verici biçimde değiştirdi. İki partili tek programlı bir ABDvari rejimin ikinci bacağını oluşturma projesi olan yeni CHP girişimleri, burjuva siyasetini sarsacak ve sol tarafından etkiye açık bir halkçı kopuşu gündeme getirebilir mi? Solun böyle bir kopuşu "yoldan çıkaracak" gücü toplaması nasıl mümkün olur?

- Ekonomik krizden uzak bir seyir izleyen Gezi sürecinin, AKP'nin faşist karakterini ortaya çıkarmasıyla,  ağırlığını henüz kestiremediğim ama yüzde 10-20 arası tahmin ettiğim, istikrara, ekonomik çıkara oy veren bir merkez sağ seçmen kesiminin desteğini çekmesine yol açmış olma ihtimali yüksek. Üzerine bir de ekonomik kriz gelirse (ki üç dört yıllık bir süreden bahsettiğimize ve 2008 sonrası global parasal genişleme döneminin sonuna geldiğimize göre çok yüksek ihtimal), yeni kurulacak bir AKP hükümetini bir sonraki seçimden önce düşürecek bir siyasi kriz gündemde. Kriz ve siyasi kaos, 2001 yılından daha kötü bir şekilde Türkiye halklarının başında patlayacak. Merkez seçmen ise herhangi bir ciddi seçenek olmadığından bir "ılımlı"ya sarılabilir. Veya aynı anlama gelmek üzere ana muhalefetten çıkacak ve mevcut halk düşmanı politikaları sürdürecek bir truva atı güçlenebilir. Bugünden hazırlanmaya başlarsa, kriz ve sağ siyasetin restorasyonu koşulları altında sol, "yoksulların dayanışması" örnekleri yaratabilir mi?

- Gezi'nin sandıkla bir ilgisi yok demeyeceksek, seçim önemsiz demeyeceksek Gezi ayaklanmasını, AKP'li olmayan herkesin genel seçimlere yönelik AKP karşıtı geçici bir ittifakı ve örneğin  bir yıl sonra erken seçim vadeden bir cephe çağrısı olarak okuyabilir miyiz?

- Yerel seçimlerde, belediye meclislerine halk forumlarının içinden üye seçtirme kampanyası yürütmek, Gezi sürecinin canlı kalmasını ve belediyelerin en azından yolsuzluk ve halka hizmet öncelikleri açısından dizginlenmesini sağlamaz mı?

 



 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Bu Konudaki Mesajlar
Gezi Ayaklanması Saptamaları - Ergun Çağlayan - 25-09-2013 01:33
RE: Gezi Ayaklanması Saptamaları - Ziyaretçi - 24-05-2014, 16:25

Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6771
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 9997
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 15514
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 7560
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 18787
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 5246
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 7956
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 8946
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 26956
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 36567