Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

Yeni Cevap 
Oyalanmak, yapmak ve olmak…
07-08-2014, 10:27
Mesaj: #1
Oyalanmak, yapmak ve olmak…
 
[Resim: fft104mm2541014.jpg]

Ortada bir direniş ve direnç varken, bazı şeyleri söyleyebilmek gerçekten çok da kolay değil aslında. Bir mücadele varken, mücadele edenler varken, kadrolar varken, yapmaları gereken “işler” varken, direnci artırmak/güçlendirmek gerekiyorken vb. vb. söyleyeni dövüyorlar hatta.
 
Yine de (acı) gerçek ortada. İnsan bir iki yutkunsa da, söylemek gerekiyor arada: “Somut mevzilere uzanıp yol almadıkça, yapıp ettiklerimizin bir boyutu da hep oyalanma... Bugün Türkiye sosyalist solu oyalanıyor eninde sonunda...”
 
Çok ağır oldu değil mi, çok feci! Oyalanmıyor olabilir sanki. Bir sürü “iş” yapıyordur gerçekte… Sokakta bir sürü eylem. Bir dolu kampanya, miting, gazete, dergi, panel, etkinlik, konferans vesaire... Karanlığa ve sömürü düzenine karşı mücadele… Ama oyalanıyor yine de!
 
İktidar hedefine, iktidar olgusuyla ilişkisine, iktidara doğru yürüyüşüne, bu yürüyüşün ara duraklarına, o durakları oluşturmak için yürüttüğü stratejik faaliyete ve taktiksel adımlara bakıldığında oyalanıyor olabilir.
 
İktidar yürüyüşünün bir parçası olarak seçimlerle ilişkisine; seçimlere dönük hedefleri, somut planları, donanımı, hazırlıkları, ittifak ve birlik girişimleri, somut mevziler kazanmaya dönük adımları itibariyle bakıldığında da oyalanıyor olabilir.
 
Çok çalışarak örgütlenmek, örgütlenerek büyümek, büyüyerek örgütlenmek “sabit hedefler”i (yahut “kısır döngüsü”) açısından bakıldığında; yukarıdaki iki paragrafta belirtilen siyasi adımların uzağında kaldığı için, sıçramaların uzağında, iki adım ileri bir adım geri gide gide (idare ede, ede) oyalanıyor olabilir.
 
İdeolojik mücadele mi? Tabii ki veriyor. Kültürel üretim mi? Elbette üretiyor.“Karşı taraf”ın hegemonyasını sarsmak açısından bakıldığında epey bir şeyler yapıyor, yeni yayınlar çıkarıp seslenme kanalları oluşturarak onları güçlendirmeyi de başarıyor ama eninde sonunda orada da toplumsal mevziler kazanıp bunları ilerletmedikçe, yine oyalanıyor olabilir sanki.
 
Halimiz özetle şöyle kanaatimce:
 
Kimimiz pinekleyerek, kimimiz “çok çalışarak”; kimimiz köşeye çekilerek, kimimiz ortaya çıkarak; kimimiz örgütsel, kimimiz ideolojik mücadele vererek; kimimiz dışarıda, kimimiz içeride; kimimiz daha da dışarıda, kimimiz daha da içeride; kimimiz çok ümitli, kimimiz az ümitli; kimimiz ideolojik/teorik/kültürel üretimle birkaç aklı değiştirme amacı ve umuduyla, kimimiz tek tek örgütlenip birçok hayatı dönüştürme kararlılığıyla; yazarak, yaşayarak; analiz ve söylem canavarı olarak, içki masalarında yıkılarak; işte, evde, kampuste, kahvede; kimimiz kaçak güreşerek, kimimiz habire elense çekerek; kimimiz fiziksel kondisyona yüklenerek, kimimiz zihin jimnastiğiyle; kimimiz toplanıp durarak, kimimiz toplantılardan kaçarak; kimimiz coşkuyla, kimimiz sakin bir tonlamayla; kimimiz (bize yakışır) projeler üreterek, kimimiz (bize yakışır) gettolar, steril “sosyal ortamlar”, yaşam ve nefes alanları yaratarak sürekli bir şeyler yapıyoruz… Ancak bir bütün olarak, iktidara/seçimlere dönük olarak, toplumsal mevziler kazanıp ilerletmeye dönük olarak ve neticede siyasi olarak hep birlikte O-YA-LA-NI-YO-RUZ…
 
Oyalanırken, bir şeyler de yaptığımız için bir yandan durumdan memnunuz. Egolar yükseklerdeyse yaptıklarımızı pek önemsiyoruz. Başkalarının yaptıklarını, “Hıh, senin yaptıkların da bir şey mi” diye (içimizden ya da dışımızdan) küçümsüyoruz. Kimimizin egosu orta yahut düşük sıklet, “Ne güzel, herkes bir şeyler yapıyor işte, ben de yapıyorum, o da yapıyor, farklı farklı alanlar bir bütün oluşturuyor, arada dayanışıyoruz da, daha ne” diye tatmin oluyoruz. Kimimiz kendi “sosyal ortamı”na yaslanmış tümüyle, “Başkaları ne yaparsa yapsın bana ne, iyiye gidiyoruz işte” dolduruşu ve moraliyle.
 
Netice aynı, oyalanıyoruz ayrı ayrı yahut hep birlikte...
 
Sosyal mecra da güçlendi; ulusalcılık ve liberalizm arasındaki gerilim hattında gide gele, ayrı duruşumuzun ve kimliğimizin ısrarı ile, AKP’nin soldaki koltuk değnekleriyle didişe didişe yazıp çiziyoruz orada sürekli. Bir direnç belki ama başka mevzilere yönelmedikçe, yazıp çizerek oyalanıyoruz yine de.  
 
“Karşı taraf” iş yapıyor bir taraftan da. İşini yapıyor. İşinin önemli bir bölümü de bozgunculuk. Bizi oyalarken, onu da yapmış oluyor.
 
“Bizim taraf”, bu bozguncularla sonuna kadar mücadele edip, yazıp çizip yayıncılığını ilerleterek ideolojik gücünü ve donanımını gösteriyor. İcabında bir direniş hattı örüyor. Arada haklı ve etkili çıkışlar gerçekleştiriyor, arada sadece dırdır etmiş oluyor; ne olursa olsun her durumda sürekli karşı tarafa yükleniyor. Bilhassa Taraf yazarlarıyla, DSİP’lilerle, yeni tipte liberallerle vb. atışmalar ve memleket solcusunun onlarla sürekli “körlemesine” polemik hali, topluma açılmaya, mevzilere yönelmeye değil, daha çok (hatta yalnızca) iç konsolidasyona yarıyor kanımca. Oyalanmaya!.. Pek bir ilerleticiliği olmayan bir kavga ve kasılma halinde oyalanıyoruz sonuçta.  Kültürel alandaki karşılıkları da örneğin Pamuk, Şafak ve Altan üçlüsüyle uğraşmak olabiliyor galiba. Ya da komşularıyla. Siyasal alanda bir diğer “kayma”; iktidardan, yaklaşan seçimlerden, halkın iş, aş, ekmek, eğitim, sağlık, barınma vb. dertlerine uzanan, buralarda öneriler geliştirmeye çalışan stratejilerden, toplumsal mevzilere odaklanan “örnek uygulamalar”dan çok (ya da bunlar yerine) analiz ve söylemlerin öne çıkması, oyalanmanın bir diğer göstergesi gibi sanki.
 
Oyalanmak, bir taraftan rahat ve huzur da veriyor. Risksiz sonuçta. Gençler geliyor, gençler gidiyor. Bir süreliğine ilgi duyanlar geliyor, bir süre sonra ilgisini kaybedenler kaçıyor. Oyalanırken çok büyük riskler almak gerekmiyor.
 
Malum, Gezi’de çıkmayı başardık oyalanma alanının dışına. Bir yıkımı durdurmaya dönük somut bir hedefin etrafında birleşerek ve özgürlüklerimiz için, geleceğimizin karartılmaması için çok daha ötesine geçerek.  Şimdi bu “çıkış”ımızı (belki bir sonraki yazıda açabileceğim) yaşanabilir/yaşatılabilir deneyimler sunan sosyal mevzilerle sürdürebilir, geliştirebiliriz belki. Tabii bir “patlama” olmadığı sürece, bu alandaki gelişimi, projecilik/yerelcilik/çevrecilik/ mikro siyaset/reformizm vb. diye küçümsemeyi de tercih edebiliriz! Sanki bir tür siyaset diğerinin yerine geçiyormuş, biri yapılınca diğerinin terk edilmesi gerekiyormuş gibi.
 
Bir de büyük siyaset ve seçimler var tabii. Türkiye’nin önemli dönüşümler yaşadığı bir süreçte, üç seçimin birini devirdik, birine yanaştık iyice, bir diğeri de seneye. Yerel seçimlerde “oyalanma alanı”nın dışına çıkan somut kazanımlarımız oldu mu? Bir, iki mevzi dışında maalesef pek bir şey olmadı. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde boykot, mevcut dengelerde çaresiz kalmak ve oyalanmak değil mi? Öyle gibi. Yarın, genel seçimler için hâlâ geç değil tabii!
 
Elbette, oyalanırken de “güçlenebilir” sol. Örgütlenebilir. Ancak 1’ken 2 olmak için uğraşıp didinirken, arada 1.5’a gerileyip yeniden 2 olmak için enerji biriktirirken, sonra bir ara 1.3’e kadar gelip 1.7’ye çıkmışken vb. vb., üç, beş yılda 2 olduğunda; arada somut toplumsal mevziler, neyi nasıl başardığını halka gösterdiği uygulamalar vb. içinden geçmediyse, 2’yi hızla ortadan ikiye bölebilir bir yandan da. (Zamanında Galatasaray Lisesi’nde, sözlüye kaldırdığı 2 öğrenciye, “Size 2 veriyorum, aranızda paylaşın” diyen matematik öğretmeni gelir nedense akla.)  Üstelik, 1, 1.5 yahut 2 olmanın “toplumsal” olarak anlamı da çok farklı değildir bu süreçte. 1’ken 100 ve hatta 1000 ve hatta 1 milyon olup iktidarı alabileceği “durumlar”ı bekleyip 2’ye dönük oyalanmaya devam eder genelde.  1-2-4-8-16… geometrik dizisini yakalayabileceği gidişat ise – toplumsallıkta hiçbir zaman böyle düzgün ilerleyen bir dizi, lineer gelişim vb. yakalanamayacak olsa da – toplumsal mevzilerde ve onları ilerletmekte kilitli olabilir.
 
Yapabileceğimizi göstermek, insanların hayatlarına ve geleceklerine dokunmak, örnek oluşturacak işler yapmak, bunları kazanım haline getirip üzerine çıkmak… Mikro ölçekli projeler de, makro ölçekli siyaset ve üç seçim (türü) de fırsat bu anlamda.
 
Ancak başa dönersek, tüm bu oyalanma dünyasında (ve belki de oyalanma sayesinde) siyasal bir partinin temel uğraşına, seçime, iktidara, sosyal mevzilerle örülmüş (kısmi ya da genel) başarıya yönelen bir solumuz yok şu anda. Dünyada yaşanan deneyimleri Graz’dan Belçika’ya, Yunanistan’daki Syriza’dan Slovenya’daki Birleşik Sol Parti’ye bu sayfalara taşıyoruz arada. Hepsine farklı yönleriyle burun kıvırmak mümkün elbette. Önemli bir meziyettir oyalanma âleminde!
 
Dünyada, orada burada yaşananları, kısmi, farklı, aykırı, yerel, “bize uymayan”, reformcu vb.  başarılar diye küçümsemek en kolayı zaten. En iyi oyalayıcı…
 
Oyalanıyoruz, iyi oyalanıyoruz sonuçta. İyi ki değil, ne yazık ki oyalanıyoruz!.. Daha da uzatmadan (oyalanmadan!) son bir “ayırıcı” belirleme ve dilekle bitirmeye çalışıyoruz:
 
İnsanlar ve tüm oluşumlar ikiye ayrılır; gerçekten bir şey yapanlar/yapmaya çalışanlar ile yapar gibi görünenler/yapmaktan çok olmaya çalışanlar… Yapanlar, yapmaya çalışanlar iktidara yürüyebilir; yapar gibi duranlar, olmaya çalışanlar sadece oyalanır...
 
Yapanların çoğalması dileğiyle…
 

 
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Bu Konudaki Mesajlar
Oyalanmak, yapmak ve olmak… - ali mert - 07-08-2014 10:27
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak… - Coşkun Aydınoğlu - 07-08-2014, 17:21
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak… - Ziyaretçi - 07-08-2014, 19:02
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak… - Ziyaretçi - 09-08-2014, 09:40
RE: Oyalanmak, yapmak ve olmak… - Ziyaretçi - 10-08-2014, 14:18

Foruma Git:

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 7172
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 10432
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 16007
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 7897
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 19666
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 5471
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 8319
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 9267
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 28139
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 37688