Birinci TİP deneyimi
bir daha yaşanır mı acaba?

Türkiye'de Leninizme
yer var mı?
Gezi Ayaklanması
saptamaları

Yeni bir dil, hareket
ve geleneksel refleksler

Sol, iktidara nasıl
gelebilir?

 

  Açık Radyo Kimin Sesi
Gönderen: Vedat AYDEMİR - 18-08-2015 10:59 - Cevaplar (1)

Açık Radyo'da bu sabah (18.08.2015) yapılan programda ve daha evvel yapılan programlarda ısrarla "zalim" Esad ın "zulmünden" ve yaptiğı katliamlardan, Rejimin varil bombalarından, Rusya tarafından modernize edilerek Suriye Devletine teslim edilen jetlerden bahsedildi. Zaten şu Ruslar olmasa Esad ı pardon Esed i tahtindan indirecekti o pek sevdikleri cihatçı muhalifler. O jetlerle zalim ve cani Esad yeni katliamlar yapacağını söylüyordu pek demokrat Ömer Madra ve kankisi. Suriye iç savaşın nasıl başladığına ilişkin ortaya çıkan yeni bilgiler Suriye halklarının nasıl bir komplo ile diz çöktürülmeye çalışıldığının ortaya çıktığı bu günlerde rejim katliam yapıyor yaygarası tam bir dezenformasyon. Çok güzel programlarında yer aldığı (örnegin Ermeni Edebiyatindan Numuneler) Açık Radyo neden söz konusu Suriye oldugunda emperyalizmin fonladığı kaynaklara dayanarak bu dezenformasyona ortak olur. Oysaki bugün ki yayında varil bombaları ile bombalandıği iddia edilen yerin Irak in Sadr kentindeki Isid tarafindan yapılan bir saldırıya ait oldugu ortaya cıkmışken. Açık Radyo yalan haber yapnaya devam ediyor. Bugünde neredeyse (20.08.2015)kelimesi virgülüne ayni nefretle olmayan bir olayı olmuş göstermeye caĺışıyor. Şunu açıkça söyleyelim Duma ya yapılan saldırılar dogrudan terörist hedeflere yoneliktir. Suriye ucakları tarafından bombalandığı iddia edilen pazar yerine ait goruntüler Irak in Sadr kentinde Isid tarafindan yapilan bombali saldırıya ait. Suriye Duma da bulunan islam ordusu adlı cihatçı örgüt sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyor ve kentten cıkışları engelliyor. Duma dan Sam a hedef gozetmeksizin bombalı saldırılar yapılmaya devam ediyor ve siviller ölüyor. Ancak Açik Radyo ne hikmetse bunları görmüyor ve duymuyor.
Açık Radyonun görmediklerini sıralayalım

1. Cihatçıların Halep ve Sam ı susus bıraklarını
2.Halebe bağlı Nubbul ve Zahra da cihatçı cetelerin köyleri kusattikları ve halkın direndigini, ancak katliam tehditi altinda oldugunu
3. Idlib e bağlı Fua ve Kaferya beldelerine Açik Radyonun pek sevdigi cihatçıların binlerce cehennem bombası attığını, kusatna altindaki 40 bin insan su an katliamla karsi karşıya,
4. Suriyede savaşan cihatçıların dünyanin dort bir yanından geldigini, sozde muhaliflarin en az Isid kadar tehlikeli oldugu(ornegin istebrak ve ikrime katliamı)

5. Suriyede cihatçı cetelerin Suudi monarsisi, Katar, Ürdün, Türkiye, Israi,Amerika tarafından silahlandırılip Suriye halkının üzerine saldırtıldikları)

V.s.

Liste uzatılabilir.

Şimdi bir Açık Radyo dinleyicisi olarak soruyorum. Açık Radyo Kimin Sesi?


 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam Var!!!!
Gönderen: Vedat AYDEMİR - 24-07-2015 10:27 - Cevaplar (2)

Idlib, Antakyada kurulan operasyon odası aracılığıyla, Türkiye, Suud un aktif desteği sayesinde israil uşağı cihatçı çeteler tarafından ele geçirildi. Bu cihatçıların İsrailin çıkarları için varedildikleri, siyonist Israile saldirmak yerine Filistin direnişine aktif desteğini sunan Suriye'ye saldırmaları bunun en büyük kanıtıdır. Yakın gecmiste İsrail, Filistinde baslattığı saldırılarda binlerce kardeşimizi alçakça katletmisti. Bu iddianın en büyük kanıtlarından bir diğeri ise İsrailin en üst düzeyde yaptıgı açıklamalarda başta el kaideci Nusra örgütü olmak üzere cihatçiları hastanelerinde tedavi ettiğini açıklaması ve bu durumu gizlemeye dahi gerek duymamasıdır. Bunlarin yanı sıra bide Zehran Alluş varki ingiliz istihbaratının gözdesi ve suud monarşisinin adamlarindan. Bu kısa tanıtimdan sonra devam edelim. Bilindigi gibi Antakyada kurulan operasyon odasında olusturulan "Fetih Ordusu" İdlib i ele gecirdikten sonra sonra alevi katliamına baslamıştı. Kaçan halkın üzerine bomba yağdıran bu el kaide döküntüleri yüzlerce Suriyeli aleviyi de kaçırmıştı. Bugunlerde ise Ahrar'ur Şam adlı israil dostu örgüt kendisini var eden agababaları gibi Iran a karşı sunni bir ittifak kurulmasını istiyor ve ilginçtir bunu Amerika dan talep ediyor. İste bu el kaide döküntüleri Idlip in Fua ve Kaferya beldelerinde yasayan binlerce insanın üzerine cehennem bombaları olarak adlandırdıkları bombaları yagdırıyor. Dün gece yaptıkları saldırı halk milisleri tarafından püskürtülmüş olmakla birlikte binlerce insan susuz bırakılmış durumda. Bu beldelerin "Fetih Ordusu" tarafından ele geçirilmesi halinde çok büyük bir katliam gercekleseceği söyleniyor. Hakikatende hedef gözetmeksizin söz konusu beldelerde yaşayan halkın üstüne cehennem bombası yağdıran örgütün bu beldeleri ele gecirdiginde yapacaklarını tahmin etmek zor degil. Peki ne yapmalı? Kobanede ayağa kalkan Türkiye halklarını bu el kaideci ve israil usağı canilere karşı ayaga kalkmasını sağlamak. Devamında ise dunyanin dort bir yanından gelen cihatçıların ülkemizden geçisini ve Suriye yi kan gölüne ceviren bu canilere ülkemizin destek vermesini engellemek gerekiyor. Suruçta katledilen kardeşlerimize ve emperyalizme direnen ortadoğu halklarına karşı ülkemizin ilericileri bu görevi yerine getirmek zorundadır.
 

 

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Gönderen: A. Meriç Şenyüz - 09-07-2015 15:46 - Cevaplar (2)

[Resim: isci_sinifi.jpg]
7 Haziran'da önemli bir başarı (illa böyle adlandırılmak isteniyorsa zafer) kazanıldı. Sevinmek hakkımızdı yeterince de sevindik. Seçimlerden önce toplumsal muhalefet güçleri arasında AKP'nin asla ve kat'a sandıkta geriletilemeyeceğini söyleyenlerle AKP'yi geriletmenin Meclis ayağının da bulunduğunu söyleyenler arasında bir tartışma yaşanmıştı. Zaman zaman İleri Haber'de çeşitli yazılara da yansıyan ve sağlıklı bulduğum bu tartışma da sanıyorum ki bu seçim sonuçlarıyla birlikte en azından belirli yönleriyle bir çözüme kavuşmuş oldu. Diğerlerini bilemem ama en azından Marksistler, maddenin düşünceden önce geldiği gibi bir temel nosyona sahiptir ve düşünceleri maddi gerçeklikle çeliştiğinde o maddi gerçekliğe kızmak yerine düşüncelerini değiştirirler. Yer yer sertleşen bu tartışmada tarihsel olarak yanlışlanan tarafta yer alan arkadaşların da fikirlerini yenileme olgunluğunu göstereceğini beklemek hakkımızdır sanıyorum.

Mesele 'ben doğrulandım, sen yanlışlandın' tartışması değil de, sosyalist iktidar hedefine doğru uzun yürüyüşümüzde seçim denen enstrümanı yerli yerine oturtmak olduğuna göre buradan dersler çıkarmak hepimizin hayrına... Kaldı ki tartışmanın hem güncel hem de stratejik boyutları bulunuyor. Örneğin Türkiye Komünist Partisi'nin bölünmesine yol açan TKP MK Tezleri'nde* ifade edilen öngörülerle 7 Haziran sonuçlarının doğrudan bir ilgisi var. Tezlerin temel mantığı dünya kapitalizminin yaşadığı büyük krizle eş zamanlı olarak Türkiye'de yaşanan rejim krizinin ülkeyi yönetilemez hale getireceği üzerine kuruluydu. Türkiye, tezlerde ifade edilen şekilde kaotik ve sosyalist hareketin eşik atlayabileceği bir döneme mi açılmaktadır yoksa bir restorasyon süreci yaşanacak ve sosyalist hareket de liberal kuşatma ve liberal viral salgın karşısında içe kapanmak ve bayrağı dik tutmak göreviyle mi karşı karşıya olacaktır? Bu soruların yanıtı 7 Haziran yerli yerine oturtulmadan verilemez.

Sosyalist hareketin çeşitli bölmelerinde (bu arada elbette bu hareketin en ileri bölmesi olan komünist harekette de) uç vermeye başlayan bu tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için öncelikle 7 Haziran meselesinin yerli yerine oturtulması gerekmektedir. Kanımca tartışma henüz 7 Haziran'ı kavramadan, sindirmeden sosyalist hareketin kılcal damarlarına kadar nüfus etmeden aceleci bir şekilde yapılmaktadır. Bu yüzden yaşanmakta olan dönüşümün sağlıklı temellere oturtulamaması tehlikesi de bir yanıyla baş göstermektedir.

Bu uzun girizgah 7 Haziran'ın anlamı üzerine birkaç hafta boyunca bu forumda ve başka platformlarda sürdürmeyi deneyeceğim bir tartışma çabasının da girizgahıdır aynı zamanda... 7 Haziran'ın önemi üzerine sosyalist basında yeterince yazı okuduğumuzu düşünüyorum ama meselenin kanımca eksik bırakılan boyutlarına da değinmek isterim. Seçimlerin önemi, sosyalist hareketin eşik atlayabilmesi için adına seçim denen enstrümanın doğru bir şekilde kullanılmasının gerekliliği gibi konularında yeterince kelam edildi. Ancak bu vurguların yarattığı ortamın bir reformizm tehlikesi taşıdığı da görülmeli ve bunun önlemleri şimdiden alınmalıdır.

Buradaki en büyük tehlike, işçi sınıfı diktatörlüğü stratejik hedefinin üzerinin o ya da bu şekilde örtülmesi ya da gölgelenmesidir. Yapılan vurguların özellikle mücadeleye yeni başlayan ve ileride bayrağı devralacak gençlerde yapması muhtemel tahribatın üzerinde durulmalıdır. İşçi sınıfı diktatörlüğü hedefi biz komünistler için 'babaannemizin resmi' gibi duvarımıza asıp unutacağımız bir hatıra değil her an güncel bir ana doğrultu olmak durumundadır. Seçim tartışmaları da dahil olmak üzere her tür taktik mesele ancak işçi sınıfı diktatörlüğüne gidiş yolunu aydınlattığı ölçüde yararlı, sağlıklı ve ilerleticidir. Elbette olay yerinin Türkiye olduğunu ve hikayenin 21. yüzyılda cereyan etmekte olduğunu unutmayacağız. İşçi sınıfı diktatörlüğüne gidiş yolunu bu perspektifle arayacak, bu noktada herhangi bir dogmatizme takılıp kalmayacağız. Ne var ki, bir komünist için işçi sınıfı diktatörlüğü hedefinde bir anlık bir kararsızlık bile vahim sonuçlara yol açabilir.

Bu vahim sonuçlara, bir zamanlar adı 'İşçi Partisi' olan partinin yayın organı konumundaki Aydınlık'ta yayımlanan şu yazı da 1968 devrimci hareketinin neferlerinden Ertuğrul Kürkçü'nün şu tutumu da dahildir...

* Bilindiği üzere Türkiye Komünist Partisi'nin MK Tezleri'nin yayınlanmasının ardından bu tezlere önce imza atıp sonra hizip faaliyeti örgütleyen bir grup TKP'den ayrılarak Komünist Parti adı altında siyaset yapmayı sürdürmektedir. TKP'yle bu grup arasında bir örgütsel ayrışma gerçekleşmiştir. Şimdi bu ayrışmanın kültürel, felsefi ve insani yönleri ile birlikte anlaşılması ve derinleştirilmesi görevi önümüzde durmaktadır.

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı üzerine röportaj
Gönderen: haddizât - 07-07-2015 19:57 - Cevaplar (1)

[Resim: PCP-PCP.jpg]
Portekizli komünistler önümüzdeki Eylül ayında seçimlere girecek. Portekiz Komünist Partisi Genel Sekreteri Jerónimo de Sousa’nın Alman Komünist Partisi’nin yayın organı Unsere Zeit’da (UZ) verdiği röportajda partinin güncel durumu ve seçimler karşısındaki tutumu üzerine bilgiler yer alıyor.
 
UZ: PCP seçimlerde görevlerini nasıl tanımlıyor?  Partinizin siyasete yaklaşımı nasıl?
Jerónimo de Sousa: Partinin bu seçimlerdeki hedefi, en başta sağ rejimin yıkılması. Ama bundan ayrılamayacak diğer bir hedef de sağ siyasetin aşılması ve bu başarılı olduğu ölçüde de sosyalist bir partinin görevlerini yerine getirmek. Portekiz’i dramatik bir hale sokan siyaseti değiştirmek…
Bu hedeflerin yanında, seçimlerle birlikte siyasal bir alternatifi güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Biz alternatifi, yurtsever ve sol bir siyaset içerisinde tarif ediyor ve bu siyaset ile kendimize bir yol açmayı amaçlıyoruz. Aynı nedenle de PCP’nin, CDU‘nun (Demokratik Birlik Koalisyonu) kurduğu seçim ittifakının içinde güçlenmesini temel ve çok önemli bir moment olarak görüyoruz.
Verilerimiz bize, partimizin ve CDU’nun (2014 Avrupa Parlamentosu Seçimleri’nden sonra-çn) büyümeye devam edeceğini ve yeni ilerlemeler kaydedeceğini gösteriyor. Dediğimiz gibi en büyük mücadele başlığımız, sağ siyasetin kırılması ve alternatif için bir yolun açılması.
Önerilerimiz birkaç temel başlıktan oluşuyor:
Öncelikle, seçim kampanyamız şu an dramatik bir aşamaya girmiş bulunan borç sorunu konusunda yeniden düzenleme yapılmasını öngörüyor.  Yalnızca bir fikir oluşturabilmeniz açısından söylüyorum: 2008’den bu yana 170 milyar Euro ödemek durumundaydık ve bu para yalnızca faizlerden oluşmaktaydı (yani borcun kendisinin ödenmesine imkân bile olmadı!).
Böyle bir yeniden düzenleme için müzakere etmeden, kamu yatırımlarını destekleyecek finansal bir kaynağımız yok, bu aynı zamanda ekonominin gelişmesini sağlayacak temelden de yoksun olmamız anlamına geliyor…
İkinci temel başlık, yerli üretimin ve üretkenliğin arttırılması üzerine: Devletin stratejik sektörlerde kamusal bir kontrol mekanizmasının sağlanması ve özelleştirmelerin son bulması  –özellikle de Ticaret Bankası’nın üzerinden yürütülecek bir düzenleme, küçük ve orta ölçekli üreticilerin, tarıma dayalı üretimin desteklenmesini esas alan bir mekanizma- gerekiyor.
Üçüncü başlık, emekçilere ve emeklilere yıllar boyunca ellerinden alınanların geri verilmesi, yani geçtiğimiz yıllarda şahit olduğumuz sosyal hak gasplarının engellenmesi ve budanan kazanımların yeniden tahsis edilmesi yönünde taleplerden oluşuyor. Bununla birlikte, aynı zamanda devletin temel fonksiyonunu olan alanların (eğitim, sosyal güvence ve sağlık) yeniden canlandırılması, vahşice yükseltilen vergilerin yarattığı yağmanın, emekçiler ve emekliler üzerindeki baskının sona erdirilmesi esas alınıyor. Tam da bunun için servet sahiplerinden yüksek oranlarda vergi alınması, büyük sermayeden alınan gelir ve temettü vergisininse arttırılması gerekiyor.  
Sonuncusu, bugünkü bağımlılığa yol açan araçları ve eğilimleriyle Avrupa Birliği siyasetinin sona erdirilmesi,   halkın öncelikli bir konuma yerleştirilmesi.
Bu soruda bizce esas ve acil olan mesele bir anda eyleme geçirilmesi mümkün olmayan konularda hazırlık yapmak ve daha çok bir süreç olarak düşünülmesi gereken Euro’dan çıkışı mümkün kılacak koşulları araştırmaktır. Bununla birlikte, şu anda bizimle benzer bir durumda olan diğer ülkelerle (yalnızca Yunanistan değil, İtalya, İspanya ve diğerleri) birlikte hareket etmeyi denemek zorundayız. Bahsettiğimiz siyasal alternatif kaba hatlarıyla bu çizgilerden oluşmakta.
UZ: 2012 yılında “yurtsever ve sol bir siyaset” doğrultusundaki sloganınız, “yurtsever ve sol bir siyaset aynı zamanda da hükümet”  sloganına dönüştü. Anladığım kadarıyla bu slogan görünüşte yanlış anlaşılmalara yol açabiliyor. Yani sanki sınıf yerine halkın bilinç düzeyinden yola çıkılıyormuş gibi… Şu an dayandığınız toplumsal kesimler kimlerden oluşmakta? Örgütlendiğiniz esas alan neresi?
Jerónimo de Sousa: Bizce yalnızca sol ve yurtsever bir hükümet, bizim savunduğumuz ve önerisini sunduğumuz konuları gerçekten hayata geçirebilir. Kiminle? Bugünkü siyasetten zarar gören herkesle! Bahsettiğimiz türden bir alternatif için birlikte mücadele edebileceğimiz örgütler, toplumsal hareketler, siyasal dinamikler, demokratlar, yurtseverler  (farklı toplumsal katmanların ve sınıfların birliği, sonuçta anti-tekelcidir)...
Bu bir kuruluş süreci ve henüz tamamlanıp bütün yönleriyle birlikte ortaya çıkmış değil. Ama dediğimiz gibi, bu yönde hareketler var. Özellikle bizim de dikkatle gözlemlediğimiz ve kimilerini öngörebildiğimiz bazı işaretler bulunmakta.
Sağcı PSD ve CDS, Sosyalist Parti ile birlikte hareket ederek geçtiğimiz 38 yıl içinde olumsuz anlamda pek çok şeyi değiştirdiler. Şimdi görülüyor ki bu olanların tümü, Portekiz’de denildiği gibi,  “kendi çuvalından un almak” idi. PCP buna karşı bir alternatif yaratabilir.
UZ: PCP Avrupa’daki en güçlü komünist partilerinden bir tanesi. Partinizin örgütlü gücü ne tür bir rol oynuyor ve eğitim çalışmaları bu konuda ne tür bir rol üstleniyor?
Jerónimo de Sousa: Biz kendi karakteri olan bir komünist partiyiz. İdeolojimiz ve hedeflerimiz buna yöneliktir. Ama diyebiliriz ki, -ki kilit nokta burası- partimizin emekçilerle ve Portekiz halkıyla kurduğu içsel-derin bağlantıdır esas olan. Bunun sebebi de, örgütlü mücadeleyi fabrikalarda, iş yerlerinde insanların yaşadığı yerlerde ilerletebilmemizde yatıyor. Bugün Portekiz’de komünistlerin en ön saflarda mücadele etmediği hiçbir başlık yoktur. Eğitim ve örgütlenmenin anlamı konusunda kapsamlı ve bütünlüklü bir anlayışımız var. Örgütümüz ne kadar güçlüyse, eylemlerimizin eyleme gücü o derece artıyor. Bir örnek: geçtiğimiz yıl, partiye 2000 kişiyi üye yapmak için bir kampanya başlattık ve yılsonunda yeni üye sayımız 2127’ydi. Bu demek oluyor ki, partimize olan güven uçucu ve gevşek değil, aksine gerçek bir zeminden yola çıkan bir güven.
UZ: Önümüzdeki Eylül ayında seçimler haricinde bir de yayın organınız Avente!‘nin festivali var. Hazırlıklar ne durumda?
Jerónimo de Sousa: Festival ve seçimler için hazırlık yaparken yalnızca buradaki yoldaşlarımızın anlayabileceği büyük ve zahmetli işlere girişiyoruz. Tabii ki parti kolektifinin tamamını kapsayan bir çalışmadan söz ediyoruz ve elbette ki bu zorlu bir görev. Ama „Festa do Avante!“ (Avente! Festivali-çn) kendisini seçim kampanyamızı başlattıktan sonra zaten değiştirmiş bulunuyor. Hem seçim kampanyamızı hem de festivalimizi sürdürmek için 1 milyon Euro’ya yakın harcamamız oldu. Ancak festivale yönelik artan ilgi seçim çalışmalarımız konusunda da doğru yerde olduğumuzu gösteriyor. Gerçek şu ki, böyle bir seçim çalışmasını yürütmek ancak büyük bir partinin yüklenebileceği bir iştir. Fabrikalarda, sokaklarda, arkadaşlar ve komşular arasında tanıtımımızın yapılması, festivalin hazırlanışı ve festival süresince gönüllü çalışma vs. bunlar özellikle zamansallık bakımından böyle bir partiyi gerektiriyor. Festa do Avante!’nin de büyük bir başarı yakalayacağına yürekten inanıyoruz.
Röportajı yapan: Jürgen Lloyd
Çeviren: 
haddizât
Unsere Zeit, 12 Haziran 2015, sayfa 9.


 

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VERDİĞİ KATILLERDEN YENI BIR KATLIAM
Gönderen: Vedat AYDEMİR - 11-06-2015 18:23 - Cevap Yok

Akp nin Suriye' ye karşı Mit eliyle yürüttügü savaş neticesinde milyonlarca insan mülteci konumuna düstü ve evlerinden oldu. Bunun yanı sıra on binlerce insan katledildi, tecavüze uğradı, kadınlar cariye olarak pazarlarda satıldı. Ülkemizi bu suçlara ortak edenlerin Yeni Osmanlıcı hayalleri Yemene kadar ulaşmış durumda. Gectigimiz günlerde Yemende Türk istihbaratina bağlı 8 kisi yakalanmıştı. Akp iktidari özellikle son on yılda ortadoguda işlenen her türlü katliam ve diğer suçların ortağıdır.

Bu konular üzerinde Haziran Dış politikada ne yapmalı başlığı altında duracağız.

Bilindiğı üzere Antakyada kurulan operasyon odası ile Suriyede meşru iktidara karşı savaşan ve yüzde 99 suriyeli dahi olmayan teröristlerden oluşan cihatçı örgutler Fetih Ordusu çatısı altında bir araya getirildi. Akabinde Türkiye nin ortağı oldugu bir ( Antakyada kurulan operasyon odası) operasyon ile İdlib Fetih ordusunun eline geçti. Fetih ordusunun liderligi ise El Kaide'nin elinde. Idlib in Fetih ordusunun eline gecmesi ile birlikte bölgede katliamlar başlamış kaçmaya çalısan halkin üzerine top atışı yapılmış ve yüzlerce insan katledilmişti. Ülkemizde de tepki çeken çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 200 Suriyelinin Cisruşşuğur yakınlarındaki İştebrak Köyünde katledilmesi Suriyede radikal dinci grupların ilk katliamı degil ve birileri sınirlarımızdan bu katil sürüsünün gecmesine izin vermeye, silahlandirmaya devam ederse bu katliamlar son olmayacak. İçimizi yakan yeni bir katliam haberi daha geldi. Failler El Nusra ve Ahraruşşam teröristleri. Yani yine Fetih ordusu tarafından yapılan bir katliam söz konusu. Katliam İdlib kırsalı Kalb Loza Köyünde gerçeklestı. En az 30 kişinin katledildiği köyden korkunç haberler geliyor. Onlarca evide yakan katil sürüsü katlettikleri insanlarin cesetlerini vahşice parçaladıkları gibi kan donduran bilgiler haber kaynakları tarafinda aktarılıyor.
Katliamın gerçeklestigi Dürzi köyü Türkiye sınırları yakınlarındaki el Summak Dağında bulunuyor. Cihatçıların köyün girişini kapatması nedeniyle şu an yardım ulaştırılamıyor.

Suriyedeki meşru hukümeti devirmek için bu kanlı savaşı başlatan Türkiye, Suudi Monarşisi, Katar, Ürdün, İsrail ve Abd çok açık ki bu katliamların suç ortağıdır. Hepsinden hesap sorulmalıdır ve hesap sormaya Türkiyenin sınırlarını cihatçılara tümüyle kapatmak, egit - donata son vermek, Türkiyenin kirli operasyonlarını durduracak önlemleri almak, Türkiyede komşu bir ülkeye karşı asker toplayan tüm kişilerin vatana ihanet ettikleri ve savaş suçu işledikleri sabit olan tüm siyasetçi ve devlet görevlilerinin yargılanmasını sağlamakla başlanabilir. Haberin detayına aşağıdaki linkten ulaşılabilirsiniz.

http://www.suriyegercekleri.com/2015/06/...atledildi/
 

Ayrıca Suriyede cihatçılar ve onları destekleyen ülkeler tarafından islenen ve soykırım olarak da kabul edebileceğimiz suçların durdurulması için başlatılan kampanyaya asağıdaki link üzerinden ulaşarak destek verebilirsiniz.

https://www.change.org/p/birle%C5%9Fmi%C...7a%C4%9Fri
 

 

 

 

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmalı?
Gönderen: Vedat AYDEMİR - 10-06-2015 11:22 - Cevaplar (7)

Seçimden iki gün önce yazmıştık. Hdp verilen destek neticesinde baraj aşıldığında Akp durdurulacaktır. Hdp ye oy vermenin ise kimseyi Hdp li yapmayacagının ise altını çizmistik. Seçim sonrasinda amiyane tabirle solcuların, ilericilerin yürüyüşü dahi degişmiş olup aklı başında her yurttaş 8 Haziranda daha umutlu oldugumuzu kabul edecektir. Hdp nin secim zaferi işçilerin, solun, ilericilerin, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarınin birkeşik ve ortak zaferidir. Dünyada yakın dönemde yükselen hareketlere bakıldığında da ülkemizde oldugu gibi birlikte mücadele eden ve birleşik muhalefeti büyütenlerin yol aldığını görmekteyiz. Hal böyle iken birleşik mücadeleyi büyütmek gerektiği açık. Ancak bu mücadele uzun soluklu, planlı, düzene yüklenecegimiz alanlarin ve boşlukların tespit edildigi bir mücadele olmalıdır.

Aklımıza gelenleri sıralarsak;

1. Dış politikada İşid, Mit tırları, El Kaideci Fetih Ordusunun Türkiyenin desteği ile İdlib i işgali ve alevi katliamı, Eğit - Donat - Saldırt programının iptali, Türkiyenin sınır güvenliği üzerine emperyalizmin rolünü tespit ederek planli programlı bir çalışma yapılmalıdır. Türkiye hükümetinin işlediği savaş suçlarının hesabının sorulması, Vatana İhanet, Barış, Laiklik ekseninde mücadele,

2. Evi olmayanların kira giderleri kadarlık gelirlerinin vergi diliminin dışına çıkarılması, Toki elindeki imkanlarin halka sosyal konut üretmek için planli bir şekilde kullanilması,

3. Türkiyenin vergi toplama politikasının degistirilmesi,

4. Asgari ücretin yükseltilmesi,

5. İşçi sınıfi ve köylülüğün sorunların tespiti ve tüm alanlarda birleşik mucadele,

6. HDP ve CHP nin sol politikalar benimsemesinin saglanması,

7. Ekoloji, Nükleer karşıtı mücadelenin birleştirilmesi ve yükseltilmesi,

8. Sosyal haklarin geliştirilmesi, toplu taşıma, elektrik, su ve dogalgaz ücretlerinin düşürülmesi, kamulaştırma,

9. Eğitimde laiklik mücadelesi,

10. Halkçı sağlık,

11. Yerel seçimler,

12. Secim barajın kaldırılması

başlıklarında mücade yükseltilmelidir.

Baslıklar çogaltılabilir tabiki. Hepimiz kafa yoralım ve hayal edelim. İç gündem olarak ise Haziran ın isleyişi gözden geçirilmelidir. Haziran Hareketinin 20 Haziranda yapılacak Türkiye yürütmesi öncesinde Haziran ne yapmalı, nasıl ve hangi araçlarla yapmali konusunda serbest gundemli toplantılar yapılmalıdır. Bu nedenle 20 Haziran toplantısı Temmuzun ilk haftasına çekilmelidir.

Başta forum üyeleri olmak üzere tüm dostlarımızı Haziran ne yapmali ve nasil yapmalı konusunda acil olarak görüslerini paylasmalarını rica ediyoruz.

Hayal gücümüz iktidara.


 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Gönderen: haddizât - 14-05-2015 17:18 - Cevaplar (1)

Bugün Marx ve Engels’in ekonomik indirgemeci olduğunu düşünerek, Türkiye solunun önümüzdeki birkaç yılını belirleyecek tek etkenin ülkedeki fabrika sayısı, işçilerin sanayi ve hizmet kollarında dağılımı, “ekonomik gidişat” olduğunu söyleyen pek yok gibi. “Böyle bir yaklaşım zaten hiç olmadı” denilebilir. Ama sınıfın var olan siyasal gelişkinliği ile ülkenin girmekte olduğu yeni siyasal baskı-alt üst oluş ve hareketlenmeler döneminin arasındaki çelişkiyi, halk sınıflarının mevcut hareketliliği ile üretici güçlerin yalıtılmışlığı arasındaki açıyı temel almayan yaklaşımlar devrimci mücadeleyi doğal olarak nesnel zemine terk etmiş bulunuyor.

AKP karşıtlığı son kertede ve en dış halkada gerçekten de devrimci olan herkesin birleştiği bir noktadır. Ama mesele bırakın “AKP sonrası”nı, “AKP’nin zayıflatılması” yahut sol hareketin hangi noktalara tutunacağı olduğunda bile karmaşıklaşmaktadır. Esas sorun AKP’yi kimin gerileteceği ve bunun ne şekilde mümkün olduğu sorunuyken, olduğu var sayılan iki ayrı yıkıcı-kurucu dinamik üzerinden tartışmalara girişilmektedir. Bunların başında sandık ile sokak geliyor. Haliyle ilerletici olan çelişkiler yerine, zıtlıklar üzerinden yürütülen tartışmalar da kısır döngülere mahkum.

Yüzyılın sol strateji tartışmalarını yükselten dinamik (hoşumuza gitsin veya gitmesin) çeşitli ülkelerdeki seçim kazanımları, sokağın meclise nasıl taşınacağı sorusudur...

İşçi sınıfının bütününe yönelik temsil ilişkisinin seçim sandıkları aracılığıyla yeniden kurulacağı bir seçim arifesinde olduğumuzu iddia etmiyoruz. Ama bu gerçek başka bir gerçeğin üzerini örtmemeli. Parlamento ve devrimci mücadele arasındaki esas sorun halk sınıflarının, emekçilerin çıkarlarının savunulabilir olduğu alanların çoğaltılması, devrimci meşruiyetin yaygınlaştırılmasıdır. ​

1906 yılında (işçi sınıfı için değil de) köylülerin temsiliyetini kazanmak ve onları işbirlikçi Kadet partisinin milletvekillerinin elinden kurtarmak için parlamentodaki 18 Menşevik’i destekleyen Lenin’in stratejisi bu bakımdan hala öğreticidir. İşçi sınıfını bağımsız şekilde temsil edebileceğiniz olanaklarınız varsa (ister sokak ister parlamento olsun) mücadeleyi ilerletme şansınız var demektir. Bu açıdan son tahlilde “öznel belirleyicilik”: olanaklılıkların ve olanaksızlıkların doğru anda ve doğru noktadan değerlendirilmesidir.
 
Elbette, o dönem başkaydı, bu dönem başka. Buradan bir teori çıkmaz, o da doğru. Fakat zaten aşırı teorikleşmenin sınırları değil mi bizi bu kadar yavaşlatan? Lenin’in teorik sınırlılıkları aşan en güçlü yönü, onun teorik ve kemikleşmiş pratik konumlanışlardan değil de, deneysel, kendi dönemi içinde ampirik biçimde sınanabilen somut müdahalelere ve devrimci ittifaklara yönelmiş olması değil miydi? “İttifakı devrimci yapan, kimin yan yana geldiği değil, ittifakın sonuçlarının neye yol açtığıdır” şeklinde özetlenebilecek Maocu stratejiden de çıkarılabilecek dersler olamaz mı?

Şimdi güle oynaya “gidip HDP’ye oy verebilirsiniz” çağrısı yapmıyoruz. Aksine, HDP’nin %10 barajını aşmaya yönelik şansının sosyalistler nezdinde ne şekilde değerlendirildiğini anlamaya çalışıyoruz.

Yukarıda HDP’ye oy verecek sosyalistlerin hangi gerekçelerle (taktiksel, stratejik ya da ideolojik) yani neden HDP’ye oy verdiğine ilişkin bir anket bulunmaktadır.
1. ,  4. ve 7. seçenekler stratejik, 5. 8. ve 9. seçenekler tepkisel ve ideolojik oyları, geriye kalan üç tanesi de taktiksel oyları belirtmektedir. 


 


 

 

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  seçimde ne yapmalıyız?
Gönderen: metin cihan - 28-01-2015 18:31 - Cevaplar (10)

[Resim: AF05yNt.jpg]

birleşirsek kazanırız. gerisi hikaye.

gezi direnişinin tüm ülkeye yaydığı umut dalgası giderek sönümleniyor. giderek daha fazla yenilgi psikolojisi içine giriyoruz. normalde buna akp'nin mutlak güç olduğu inancının eşlik etmesi beklenir ama pek öyle değil. akp'nin düşüşte olduğu yönünde bir görüş aynı anda yayılıyor. er geç gidecekler. ama ne yazık ki, bu gidişin nasıl hayata geçeceği bakımından kendimize misyon biçmekte zorlanıyoruz. yine düzen içi bir yenilenme, bir restorasyon ya da belki daha beter bir sağ seçenek söz konusu olabilir.

haziran 2015 seçimleri bu tabloyu kökten değiştirecek olanaklar barındırıyor.

bizi umutlandıran, bizi hareketlendiren, bize güç veren tek bir seçenek var. bunu anlatmaya çalışacağım.

önce durumumuzu gözden geçirelim.

hdp bu seçimlere parti olarak girecek. bunun değişmesi mümkün görünmüyor. hdp'nin baraj altında kalması akp'nin (handikapları ile birlikte) gücünü pekiştirmesi anlamına gelecek. en azından toplumsal algıda bu kesin böyle olacak. hdp'nin barajı aşması durumunda ise (belki birkaç sandalye hariç) meclis aritmetiğinde hepsi akp'den koparılmış vekillikler olacak. böylece akp’nin kendi bekası açısından hayati önem taşıyan anayasa ve başkanlık hesapları altüst olacak. bu nedenle, ne olursa olsun, seçime yaklaştıkça birçok kişinin üzerinde hdp'ye barajı geçirtme baskısı olacak.

hdp ise gerçekten barajı geçmek istiyorsa ya solun etkisiz seçim politikalarını fırsat bilip cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi solcu/gezici insanlara yönelik bir seslenme geliştirerek sonuç almayı bekleyecek ya da daha garanti bir çözüm için ittifak arayışında olacak.

peki n’apabilriz?

merkezinde hdp’nin, birleşik haziran hareketi’nin ve chp'den kopan bazı isimlerin olduğu geniş bir ittifak yapabiliriz.

peki bu nasıl olur?

bürokrasiyi bir kenara bırakalım. heyetler, takvime bağlı görüşmeler, iç değerlendirme süreçleri vs.. geçelim. zaten zaman daralıyor. yapılması gereken çok basit. tüm bu kesimlerin kanaat önderleri ve doğal liderleri hızla bir araya gelmelidir. örneğin hdp’den selahattin demirtaş, bhh’nin etkili isimleri (alper taş, erkan baş, can atalay gibi) ve chp’nin kimi milletvekilleri (hüseyin aygün, ilhan cihaner, melda onur gibi) bir araya gelip birlik ilan ederse, bu yeterli bir başlangıç olur. böylesi bir birlik anında ve kendiliğinden enerji yaratır.

fikir çok basit. birlik olursak her şey değişir.

öncelikle baraj sorunu ortadan kalkar. böylece, çok daha fazlasını hedefleyebiliriz.

ülkeyi akp'den kurtaracak süreci başlatıyor ve türkiye’de yeni bir sol rüzgar yaratıyor olacağız. bunu bir halledelim. sonra herkes –çok istiyorsa- kendi içinde ya da birbiriyle hesaplaşabilir.

bir sürü direnç gelişecek. birbirini sevmeyenler yan yana gelmek istemeyenler vs vs.. ama ortada bunu çok isteyen ve zorlayan bir motor güç olursa ya o dirençler eriyecek ya da siyaseten değersizleşecek.

şu haliyle ben dahil milyon insan önceki seçimlere benzeyen bir sürece isteksiz ve sıkılgan gireceğiz. 1 kişiyi bile ikna etmeye çalışmayacağız. kendimiz bile ne yapmak istediğinden emin olmayacağız. kimse kızmasın. bu bir realite.

öte yandan, bir birlikle seçime girilecek olursa uyuyan bir dev uyanacak. deli gibi koşturan insanlar türeyecek. evet çünkü umut olacak. kazanma arzusu olacak. bizi bekleyen yeni bir hayat olacak.

akp ile birlikte chp'ye de büyük bir ders verilmiş olacak. ki gerçek kurtuluş ikisini de aynı anda sarstığımız zaman gelecek. chp'den bu birliğe katılacak isimler fazla ve etkili olursa yerel kopuşlar yaşanabilir. batıda hiç beklenmedik yerlerden milletvekilleri çıkarabiliriz.

solda asla kürtlerle yan yana gelmeyecek kesimler var. n’apalım? onların başında nöbet beklemek zorunda değiliz. hayatta yan yana gelmeyecek olanlar yılardır bir arpa boyu yol alamadı. ve bunun alternatifi kuyrukçuluk değil. bu kez kelime anlamıyla "ittifak"a daha yakınız. bu ilerletici olacak. zaman yeni yollar doğurur, bilemeyiz. ama bugün açılan yol bu gibi görünüyor.

bu birlik dışındaki seçenekler sol içi dar tartışmalarla geçen bir seçim süreci anlamına gelecek. sonuç şimdiden belli. seçimden sonra birbirimizi ve kendimizi teselli için, halk seçimlerle bir şey olmayacağını görüyor vs demeye devam edeceğiz.

hdp, bhh ve “sevdiğimiz” chp’liler bu sorumlulukla hareket etmelidir. ya milyonlarca insanla birlikte türkiye’yi değiştirecekler, ya da milyonlarca insanın sıkılgan ve ümitsiz bakışları altında kendilerine düşen rolleri oynamaya devam edecekler.

peki nasıl bir seçim çalışması?

çok açık, çok esnek ve gezi’de olduğu gibi birliğin her şeyden önde olduğu bir seçim çalışması. madde madde ve hızla -atarak- söylüyorum. bazı örnekleri bilerek sıra dışı seçiyorum. fikir vermesi açısından. (kimisi arkadaşlarımla konuşurken onlardan duyduğum fikirler)

* afiş mi hazırlanacak? uykusuz'a penguen'e falan gidilecek. bize güzel bir afiş yapsana diyeceğiz.
* duvarları yine gezicilerin yaratıcılığına emanet edeceğiz. 
* seçim şarkısı mı hazırlanacak? hani bizim bir boğaziçi caz korosu vardı. bir kez daha yapmazlar mı bi güzellik?
* yeniden tribünlerin coşkulu tezahüratlarını meydanlara taşıyacağız. başta çarşı olmak üzere geziyi gezi yapan bu insanları yeniden sahalarda göreceğiz.
* genel olarak gezi ile özdeşleşmiş ne varsa bu birlik onların olacak. çağırmak değil. yapabilecekleri her neyse o kanalı açıp, size bırakıyoruz diyeceğiz.
* adaylar konusunda çok esnek olacağız. o bunu beğenmiyor, bu şunu beğenmiyor vs. geçelim. eğer bir kişi topluma mal olmuşsa, halk seviyorsa ve gezide omuz omuza durduysak itiraz hakkımız olmayacak. 
* mehmet ali alibora, barış atay, levent üzümcü, ismail saymaz, banu güven, sami elvan vs vs bu liste uzar. isterlerse meclise sokalım isterlerse başka türlü destek sunsunlar. 
* kamer genç aday mı olmak istedi? evet demeliyiz.
* kadir inanır? evet demeliyiz.

sol içinde herkes kendini öncü olarak sunuyor. bu birlik ile onlarca öncülük iddiası kendini test etme imkanı bulacak. hadi bakalım milyonlarla buluşuyoruz. herkes çok iddialıydı. gücü yeten buyursun alsın yürüsün diyeceğiz. gayet adil bir seçenek.

hep söylendi. akp'yi kim devirirse türkiye’de gelecek onundur. şimdi doğru bir seçim politikası ile buna yakınız. türkiye’de güzel bir gelecek 2013 haziranında gezi parkında ve diğer her yerde mücadele, coşku ve üretkenlik ile bir arada yaşayan tüm kesimlerin ellerinde olabilir. birleşirsek kazanırız. gerisi hikaye.

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  Charlie Hebdo eylemleri ve Fransız solunun "üç" tavrı
Gönderen: haddizât - 14-01-2015 21:26 - Cevap Yok

[Resim: paris-291x143.jpg]

Milyonlarca insanın katıldığı Charlie Hebdo eylemleri doğal olarak Fransız solunun tartışma gündemine oturmuş durumda. Eyleme katılan sol gruplar gösterdikleri tavra göre üçe ayrılıyorlar: eylemlerin “yeni bir Kutsal İttifak” anlamına geldiğini söyleyerek kitleler içerisinde yer almayı reddedenler, kitle eylemlerine katılanlar ve alternatif sol eylemler örgütleyenler. Bu tavrın ilk bakışta solun kazandığı farklı deneyimlerle ilişkili olduğu söylenebilir. Açıkçası daha ayrıntılı bir tartışma yürütmek niyetindeydim. Ama bu yazının konusu dışında kalan başka gelişmeler de var. O zaman bu daha başlangıç diyelim…

Yukarıdaki üç gruptan ilkine dahil olan ve Sol Portal’ın genişçe yer verdiği (1) “FKP içerisinde bulunan ve partinin politikalarına uzun süredir muhalif grubun” kaygıları sanırım boşa çıktı. Çünkü ne Sarkozy ne Hollande ya da başka birisi kitlelerin içerisinde yer aldı. Hatta protesto edildiler. Özetle eyleme farklı kaygılar sebebiyle katılmama bizzat eylem içerisinde çürümüş bir teze dönüştü (2). FKP’de üç ayrı hizbin olduğunu varsaymazsak Portal’ın kaynak göstermeden yayınladığı haberde yer alan “muhalif grubun” da aslında yine sokağa çıktığını ama alternatif eylemler içerisinde yer aldığını düşünebiliriz.

FKP’nin ana gövdesi 7 Ocak günü “bugün dini, felsefi veya politik ayrım yapmadan Cumhuriyet değerlerinde buluşmanın günüdür” açıklaması yapıp eylemlerin içerisinde yer almıştı (3). Haliyle FKP’nin, parlamento çalışmaları ve kitle içerisinde yoğun bildiri dağıtım faaliyeti dışında kitleler içerisinde göze batan bir çıkış yapmış olabileceğini düşünmüyorum. Bununla birlikte “Cumhuriyet ilkelerinde birleşelim” çağrısının (PRCF gibi) daha ortodoks kesimler tarafından da dile getirildiğini ve FKP’nin Hollande’a 2012’dekinden farklı şekilde yaklaştığını belirtelim.
Penguen medyasının “dünya liderleri Charlie Hebdo katliamını lanetledi”, “ liderler ile Fransız halkı birleşti” dışında başlıklar kullanmayacağı açık.  Böyle bir birlik mesajının aslında gösterildiği gibi olmadığına dair güçlü bir algı oluşması güçlü bir sol kamuoyu olsa belki mümkündü. Ancak hem “basın özgürlüğünün savunucuları”nın teşhir edilmesi hem de yukarıdaki fotoğrafın yayılabilmesi için 2 gün geçmesi gerekti (Teşhirin bir öğrencinin paylaştığı tweetler ile yapılmış olması, durumu anında “efsaneleştirildi” tabii -4-). Haliyle Almanya gibi bazı ülkelerde de ana akım medya dahil bu yanlışını kabullenmek zorunda kaldı (5). Bu örnek yalnızca güçlü bir sol bir sosyal haberleşme ağına olan ihtiyacı pekiştirmedi aynı zamanda sağ politikalar karşısında henüz etkili çıkışlar yapamayan solun nereden başlaması gerektiğini de gösterdi.  

*Açıklamayla ilgili kısa açıklama (okumayıp aşağıya da geçilebilir):

Aşağıda 2004 yılında FKP’den ayrılarak Fransa’da Komünist Aydınlanma adında bir parti kuran PRCF’nin açıklaması yer alıyor. Bu açıklama bir açıdan Fransız solunun durduğu taktiksel-stratejik noktayı özetliyor. Açıklama katliamda öldürülen, Charlie Hebdo dergisinin yönetmenlerinden Stephane Charbonnier, dergi redaktörlerinden Georges Wolinski ve dergi sahiplerinden Bernhard Maris’in hayatları boyunca sürdürdükleri devrimci mücadeleye saygı ifadeleriyle başlıyor. Başka bir yerde duymamıştım. Sonra Wikipedia’da bile derginin mutfağında yer alanların komünist kimliğinin  “gizlenmediğini” görünce duraksadım (6). Bu kimliğin es geçilmesi ya da “sansür” belki yukarıdaki zayıf karşı/sol-medya ile açıklanabilir. Başka bir ihtimalse dünya genelinde solun halkçı/popülist politikalar dışında kitlesel bağlarının azalmış olması olabilir (popülizmin ülkemizde bir sakız gibi “laiklik sol değildir” iddiasına kadar uzamış olmasından yola çıkmamalı). Partinin yayın organı Komünist İnisiyatif’in genel yayın yönetmeni ve sözcüsü Georges Gastaud’un 7 Ocak tarihinde kaleme aldığı yazı, laikliğin ancak toplumsal bir alternatif içinde ortaya çıkabileceğine dair fikirler veriyor.

“Öfkemizi bastırıp sakin kafayla bu saldırıyı önümüze koyduk ve arkasında neyin olduğunu incelemeye başladık. Henüz saldırıyı gerçekleştirenlerin arkasında kimlerin olduğu kanıtlanmış değil. Marine Le Pen “radikal İslamcıların” katliamını kınayan açıklamalar yaptı. Bu hipotez doğal olarak akla yatkın, ancak yalnız bir hipotez ve Front National’in (Milliyetçi Cephe) sonuçlarından yabancı düşmanlığını harekete geçirmek adına yararlanmak istediği bir kışkırtma olarak ortaya konuluyor. Breivik’in Norveç’te katlettiği 77 insanı veya Odessa’da bir sendika binasında yakılarak öldürülenleri unutmuyoruz. Terörün tek sahibi kesinlikle İslamcı radikalizm değildir!

İslamcı Radikalizme dair sorular: Kim silahlandırıyor? Kim finanse ediyor? Destekçileri kim?

Amerikan hükümeti ve onun taşeronları, Suudi Arabistan, Katar ve Arap dünyasındaki şüphesiz NATO destekçisi tüm ülkeler. İslamcı radikalizme alan açan, Arap komünistlerinin ve demokratik hareketlerinin karşısına çıkartan bunlardır. Amerika, Kabil Sovyetlere yardım çağrısı yaptıktan sonra, Afganistan’daki halk rejimine ve Kızıl Ordu’ya karşı Bin Ladin ve onun işkencecilerini finanse etmişti. Enver Sedat ise sola karşı Müslüman Kardeşleri ön saflarında tutmuştu. Amerikan dostu Katar ve Kuveyt olmasaydı bugün Suriye rejimine karşı IŞID’i kim silahlandırıp finanse edecekti?  Libya devlet başkanının öldürülmesinde bizim sınırlarımız içerisinden yapılan desteği hatırlamalı: Bay Sarkozy’nin mesela. Ya da Cameron ve Obama’nın Batı Avrupa ülkeleriyle yaptığı görüşmeleri, Bernard-Henri Lévy’nin söylediklerini…    

Gerçekte İslamcı radikalizm emperyalizmin yarattığı yaratıklardan biridir, öyle bir yaratık ki zamanla kendi yaratanlarına bile karşı geliyor! Enver Sedat’ın Müslüman Kardeşler tarafından öldürülmesi, 11 Eylül saldırısı, binlerce Afgan öğrencinin, komünistlerin ve laik öğretmenlerin öldürülmesinden sonra da Batı’nın karşısında konumlanan Taliban... 

Bu cinayetlerden kâr sağlayan kim? Bu soru da aynı şekilde önümüzde duruyor.

Hangi siyasal güçler anti-Arap ırkçılığından güç alıyor? Hangi siyasal güçler, sınıf mücadelesi yerine geçirmeye çalışılan yalandan bir ırklar kavgasını, etnik ve dinsel kavgayı koyuyor? Hangi güçler temel hakları ve özgürlükleri hiçe sayıp dörtnala yayılan bir büyünün ürünlerini topluyor? Milliyetçi Cephe. Müslümanlara karşı yapılan bu damgalayıcı tutum böyle meşrulaştırılıyor. Bu kinci tutum Müslüman işçilere karşı yapılan saldırıları bir döngüye dönüştürüyor (Ukrayna’da, Baltık ülkelerinde, Hırvatistan’da ve Flaman haklarına yapılanlara benzer şekilde). 
Bu suçlar nasıl bir ideolojik ortamda hayat buluyor?
Söz edilen ideolojik ortam toplumun faşizanlaştırılmasıdır. Bu faşizanlaşma ülkenin dört bir yanında yapılan medya kampanyalarından, islamofobik burjuva Houellebecq’in söylediklerinden ya da herhangi bir belediyenin anti Müslüman işçi ırkçılığından besleniyor. Peki hangi toplumsal güç toplumsal bir devrimi kitleleri kendi tarafına geçirerek onları dönüştürmek istiyor: Büyük Sermaye!

Hollande rejimi bu ölümcül ortamın sağlanmasında suçsuz değildir

Hollande, NATO ve AB’nin yeni sömürgeci tutumlarına bağlı kalarak Sarkozy’nin yaptıklarını daha da ileri götürdü. Suriye sorununa karışılması, yeni sömürgeci yatırımlar ( Fildişi Sahili, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti), İran’a karşı çok sert tutumlar ve kitle katili Netanyahu’ya gösterilen açık destek bunlara örnek gösterilebilir. Her zaman tekrarladığımız gibi, Fransa’daki fanatik terörizme karşı verilen mücadele, “kendi” emperyalizmimize karşı verdiğimiz mücadeleye bağlıdır. Özetle Hollande ve İçişleri Bakanı Cazeneuve’nin arkasındaki Kutsal İttifak’ı tanıyoruz.

PRCF olarak gerçekten Cumhuriyetçi, laik, demokratik, özgürlükçü, barışçıl geniş bir antifaşist- yurtsever halk cephesi çağrısı yapıyoruz. Tüm dünyada kendi kar hesapları uğruna kaosu körükleyen Büyük Sermayeye ve onun Avrupa Birliği’ne karşı öncelik uluslarındır. Katiller, fanatikler, manipülatörler yeni bir Milliyetçi Cephe ile komünistlerin karşısına duruyor. Halkımızı yeşil, mavi, lacivert, siyah, kahverengi vb. her renge bürünmüş kapitalist örgütlenmeye karşı cumhuriyetçi bir karşı birliğe çağırıyoruz. Çünkü onları engellemenin yolu, sömürüsüz, yoksulluktan arınmış ve emperyalizmi yenmiş bir toplumun kurulması talebinde, sosyalizmde yatmaktadır".

Kaynaklar

(1) http://haber.sol.org.tr/dunya/fransiz-ko...yir-105029
(2) http://www.independent.co.uk/news/world/...72895.html
(3) http://news.dkp.suhail.uberspace.de/2015...en-partei/
(4) http://www.huffingtonpost.co.uk/2015/01/...61208.html
(5) http://blog.tagesschau.de/2015/01/13/die...von-paris/
(6) http://en.wikipedia.org/wiki/Charb
 
 

 

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

  Ermenek: Konya Karapınar Kapalı Havzası'nda ısmarlama katliam
Gönderen: Vedat AYDEMİR - 30-10-2014 12:02 - Cevap Yok

Ermenek'te gerçekleşen su baskını sonucunda madende mahsur kalan 18 madenciye henüz ulaşılamamış durumda. Ermenek'te, Soma katliamında olduğu gibi kapitalist azgınlığın ve kâr hırsının bedelini işçiler ödedi. Ajansların verdikleri bilgiye göre ; çalışma saatlerinin kısalması ile birlikte işçi servislerini kaldıran patron, işçilere yemek vermeyi de kesmiş. Bu da yetmiyormuş gibi işçiler evlerinden getirdikleri yemekleri madende yemek zorunda bırakılmış ve bu sırada gerçekleşen su baskını neticesinde 18 işci mahsur kalmış. Yani insana pes dedirten ak patron tıpki hem cinsleri gibi daha fazla parayı cebe indirmek için işçi kardeşlerimizi canlı canlı mezara gömmüş. Önemli ve üzüntü verici olmakla birlikte buraya kadar söylenenler ayrıntı olarak kabul edilebilir. Çünkü ülkemiz açısından trajik olan ve yeni katliamların adeta habercisi iki hususun süratle üstüne gidilmesi gerekiyor.

I - TÜRKİYE EROZYONLA MÜCADELE, AGAÇLANDIRMA VE DOĞAL VARLIKLARI KORUMA VAKFI (TEMA) RAPORU

Katliamın yaşandığı Ermenek, Konya Karapınar Kapalı Havzası içinde yer almaktadır. Bu havza bilindiği üzere ülkemizin tahıl ambarı. Ve uzmanların verdiği bilgiye göre hayvan ve bitki çeşitliliği ile yaşamı açısından önemli bir ekosistem. Bunun yanı sıra havza yeraltı zenginlikleri bakımindan patronların ve Akp nin iştahını kabartıyor. Söz konusu havza büyük linyit rezervlerine sahip. Bu sebeple havzada termik santral kurulması gündeme geliyor. Bunun üzerine santralin etkileri ve olası riskleri araştırmak üzere Tema Vakfı tarafından konunun uzmanlarından oluşan bir komisyon kuruluyor. Komisyonun arastirmaları sonucunda 84 sayfalık Konya Karapinar Kapalı Havzasında Termik Santralin Etkileri Uzman Raporu hazırlanıyor. Rapor katliamdan tam bir yıl önce Kasım 2013'te yayımlanıyor. Gömleğini bir türlü değiştiremeyen bakana sunuluyor, o da bilgi için teşekkür edip işine bakıyor. Yani Ermenek katliamı gibi katliamlarin olabileceği önceden biliniyor ve katliamin habercisi olan rapor ise göz ardı ediliyor. Raporda linyit madenlerin yeraltı sularının altında yaklaşık 300 metre derinlikte olduğu, bu madenin çıkarılması için on binlerce tonluk yeraltı nehrinin boşaltılması gerektiğinin altı çiziliyor. Tabii bunun sonucunda insanların ve diğer canlıların yaşamları açısından bir felaketin ortaya çıkacağı da raporda belitiliyor. Ayrıca Termik Santral çalışması sonucu ortaya çıkacak olan küllerin binde birinin dahi yaşamı yok etmeye yeteceği de raporda anlatlıyor. Buna rağmen santral kurulması ve maden çıkarılması sadece işcilerin degil tüm ekositemin katlinin göze alındığıni açıkça gösteriyor. Rapora http://www.tema.org.tr adresinden ulaşılabiliyor.

II- DENETİM SONUCUNDA KAPATILMASI GEREKEN MADENİN ARAYA BAKANLARIN GİRMESİ SONUCU FAALİYETE DEVAM ETTİĞİ İDDİASI

Kazadan önce yapılan denetimde özellikle yeraltı sularının varlığına rağmen düzenli olarak sondaj yapılmadığı tespit edilmiş olup kapatılması gereken maden 9.000 TL ceza ile faaliyetine devam etmiştir. Yine ajanslardan edinilen bilgiye göre birilerinin araya girmesi ile bunun sağlandığı iddialar arasında. Madenin hangi aracıların isteği ile faaliyetine devam ettiğinin de ayrıca tespit edilmesi gerekiyor.

Tüm bunlardan anlaşılan, kapitalist azgınlık, kâr etmek adına yaşamı hiçe saymaktadır ve sayacaktır. Soma, Torunlar, Ermenek ve daha niceleri. Bu örnekte ise koskoca bir havzada tüm canlıları yok etmek pahasına linyit çıkarılmış ve ısmarlama katliam yaşanmıştır. Bize düşen görev ise bellidir. Kapitalist barbarlığa karşı Anadolu'yu vermemek. Kurdun, kuşun, böceğin, sincabın, suyun ve büyük insanlığın hakkı için yani yaşamak adına direnmek. Haziran görev başına!!!!

 

Bu öğeyi yazdır Bu öğeyi arkadaşına gönder

[-]
Duyurular
Forum üyeleri, alt forum başlıklarından uygun olanına tıkladıklarında açılan sayfadaki YENİ KONU AÇ butonlarını kullanarak yazı ekleyebilir
MS Word'den forumumuza yazı aktarma

[-]
Son Yazılar/Yorumlar
Açık Radyo Kimin Sesi
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:24
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 4209
Suriye'nin Fua ve Kafraya Beldelerinde Katliam V...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
26-08-2015 12:01
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 6572
7 Haziran seçimleri ve işçi sınıfı diktatörlüğü
Son Yazı: A. Meriç Şenyüz
16-07-2015 10:23
» Cevaplar: 2
» Gösterim: 12184
Jerónimo de Sousa ile PCP’nin seçimlere bakışı ü...
Son Yazı: haddizât
07-07-2015 20:02
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5091
Yeni Dönemde Birleşik Haziran Hareketi Ne Yapmal...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
21-06-2015 18:12
» Cevaplar: 7
» Gösterim: 11353
AKP'NİN SILAHLANDIRDIĞI VE HER TÜRLÜ DESTEGİ VER...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-06-2015 18:23
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 3608
HDP seçimlerde neden desteklenmeli?
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
05-06-2015 12:25
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 5361
Bereketli toprakların ozanı Orhan Kemal 100 yaşı...
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
03-06-2015 23:49
» Cevaplar: 1
» Gösterim: 6382
seçimde ne yapmalıyız?
Son Yazı: ali mert
22-03-2015 00:57
» Cevaplar: 10
» Gösterim: 17779
Vişnelik sürecinin katılımcılarına bir öneri
Son Yazı: Vedat AYDEMİR
11-02-2015 21:47
» Cevaplar: 11
» Gösterim: 26666